SÖYLEM VE PRATİK
Demokratik örgütlerde, derneklerde ve siyasi hareketlerde yıllardır sıkça duyduğumuz bazı cümleler vardır.
“Değişmeliyiz."
“Gençlik çalışması yapmalıyız.”
“Ailelere ulaşmalıyız.”
“Toplumu çalışmalarımıza katmalıyız.”
“Üyelik ve aidat sistemini oturtmalıyız.”
Bunları söylemek elbette önemlidir. Bir ihtiyacı tespit etmek, düşünce ortaya koymak ve ne yapılması gerektiğini ifade etmek gereklidir. Ancak asıl mesele, söylenenleri hayata geçirebilmektir.
Çünkü söylem pratiğe dönüşmediği sürece zamanla anlamını ve inandırıcılığını kaybeder.
Örneğin yıllarca, “Her üye düzenli aidat ödemeli, sağlam bir aidat sistemi kurulmalı” diyebiliriz. Bu doğrudur. Üstelik aidat yalnızca kurumun maddi ihtiyaçlarını karşılayan bir araç değildir; üyede kuruma karşı sorumluluk ve aidiyet duygusunu da geliştirir.
Peki bunu gerçekleştirmek gerçekten çok mu zor?
Bugünün teknolojik imkânları düşünüldüğünde hayır. Doğru bir planlama yapılır, insanlara aidatın neden önemli olduğu anlatılır, sorumlular belirlenir ve gerekli sistem kurulursa bunu hayata geçirmek mümkündür.
Demek ki sorun çoğu zaman imkânsızlık değil, söylemin arkasından pratiğin gelmemesidir.
Aynı durum gençlik çalışmalarında da karşımıza çıkıyor.
Yıllarca “Gençlere ulaşmalıyız” demek yetmez. Gerçekten ulaşmak istiyorsak bunun planını yapmak, sorumlularını belirlemek, çalışma alanları oluşturmak ve gençlerin ihtiyaçlarına uygun faaliyetler geliştirmek gerekir.
Kadın çalışması için de aynı şey geçerlidir. Kültürel faaliyetler, toplumsal çalışmalar ve örgütlenme için de…
Bir konu sürekli konuşuluyor fakat yıllarca hayata geçirilemiyorsa artık yalnızca “Ne yapmalıyız?” sorusunu değil, “Neden yapamıyoruz?” sorusunu da sormamız gerekir.
Çünkü teori aşamasında hepimiz birçok doğruyu dile getirebiliriz. Fakat iş pratiğe geldiğinde ertelemeler, gerekçeler ve bahaneler başlıyorsa en doğru düşünceler bile sonuç üretmez.
Kurumların ve örgütlü çalışmaların zaman zaman tıkanmasının önemli nedenlerinden biri de budur.
Toplantılar yapılır.
Konuşmalar yapılır.
Kararlar alınır.
Fakat alınan kararların arkasından onları hayata geçirecek irade, emek, takip ve sorumluluk gelmezse her şey bir sonraki toplantıya kadar unutulur.
Sonra yeniden toplanır ve aynı sorunları yeniden konuşuruz.
Oysa bir çalışmayı ileriye taşıyan yalnızca doğru sözler değildir. Doğru düşünceyi pratiğe dönüştüren irade ve emektir.
Söylem yol gösterir.
Planlama yöntemi belirler.
Emek hareket yaratır.
Pratik sonucu ortaya çıkarır.
Bu nedenle söylediğimiz her sözün arkasına üç temel soru koymalıyız:
Nasıl gerçekleştireceğiz?
Kim gerçekleştirecek?
Ne zaman başlayacağız?
Bu soruların cevabı yoksa alınan kararların büyük bölümü iyi niyetli temenniler olarak kalmaya mahkûmdur.
Çünkü pratiğe dönüşmeyen söylem, zamanla yalnızca tekrara dönüşür.
Konuşulanla yapılan, düşünceyle emek, teoriyle pratik buluşmalıdır.
Ve unutulmamalıdır:
Pratiği olmayan bir teorinin toplumda kalıcı bir karşılık bulması mümkün değildir.


