EGOLAR, EGOLAR, EGOLAR!
Demokratik kurumların en büyük sorunlarından biri, bazen görev ve sorumluluk almayan ama yönetimler üzerinde sürekli söz sahibi olmak isteyen anlayıştır.
Yönetime girmezler, düzenli sorumluluk üstlenmezler, işin yükünü taşımazlar. Fakat yönetimin aldığı her karara müdahale etmek, yapılan her işi eleştirmek ve kurumun kendi düşündükleri biçimde yönetilmesini isterler.
Asıl sorun eleştirmeleri değildir. Sorun, eleştiri ile egonun birbirine karışmasıdır.
Çünkü eleştiri kurumu geliştirir; ego ise “Benim dediğim olmazsa yapılan yanlıştır” der.
Bu anlayış zamanla çalışan insanları yorar. Yapılan işi küçümser, emeği değersizleştirir, yöneticileri sürekli tartışılır hâle getirir. Kendisi yükün altına girmez ama yükü taşıyanların nasıl yürümesi gerektiğini belirlemeye çalışır.
Daha kötüsü, zamanla çevresinde kendisini onaylayan küçük bir taraftar grubu oluşturur. Böylece kurumda fikirler değil kişiler, ortak akıl değil saflaşmalar konuşulmaya başlanır.
Ve sonunda yönetimler karar almakta, çalışmakta ve yeni bir şey üretmekte zorlanır.
Sonra aynı soru sorulur:
“Bu kurum neden çalışmıyor?”
Belki de bazen cevabı dışarıda aramamak gerekir.
Bir kurumu yalnızca kötü yönetimler işlemez hâle getirmez. Sorumluluk almadan sürekli müdahale eden, her şeyi eleştiren ve kendi egosunu ortak iradenin önüne koyan anlayış da bir kurumu işlemez hâle getirebilir.
Demokratik kurumların eleştiriye ihtiyacı vardır; ama eleştiri kadar sorumluluğa, emeğe ve öz eleştiriye de ihtiyacı vardır.
Çünkü taşın altına elini koymadan, taşı kaldıranların eline sürekli müdahale etmek demokrasi değildir.
Eleştiri yol gösterir.
Ego yol keser.
Ve hiçbirimizin fikri, hepimizin ortak aklından daha değerli değildir.


