ŞEHİTLER ORDUSUNDAN DEMOKRASİ ORDUSUNA
Birkaç gündür Kürt hareketinin içinde bulunduğu yeni sürece ilişkin gelişmeleri yakından takip ediyor, kendimce düşüncelerimi ifade etmeye çalışıyorum. Elbette benim düşündüklerimi düşünen, benzer kaygıları ve umutları taşıyan binlerce insan vardır. Ancak tarihsel dönemlerde düşünceleri paylaşmanın, tartışmanın ve ortak aklı büyütmenin başlı başına bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.
Kürt halkının bugün geldiği noktayı yalnızca güncel gelişmeler üzerinden değerlendiremeyiz. Arkasında ağır bedellerle örülmüş uzun bir tarih vardır. Yaşamını yitirenler, yıllarını cezaevlerinde geçiren siyasi tutsaklar, yerinden yurdundan edilen aileler, sürgünde yaşayanlar ve dünyanın dört bir yanına dağılmış milyonlarca insan…
Bu nedenle bugün konuştuğumuz yeni süreç, geçmişi unutmak değil; geçmişte ödenen bedellerin yarattığı birikimi demokratik ve kalıcı kazanımlara dönüştürme meselesidir.
Şehitler ordusunun bıraktığı tarihsel miras, bugün bir demokrasi ordusuna dönüşebilmelidir.
Burada “ordu”dan kastım silahlı bir güç değildir. Tam tersine; demokratik siyaseti büyüten, topluma ulaşan, insan haklarını savunan, diplomasi yapan, gençleri ve kadınları sürece katan, düşünce üreten ve halkı örgütleyen büyük bir toplumsal güçtür.
Çünkü bazen barışı kurmak, savaşı sürdürmekten daha zor olabilir.
Savaş döneminde karşıdaki güç bellidir. Oysa demokratik mücadelede insanları ikna etmek, güven oluşturmak, farklı kesimlerle konuşabilmek, toplumsal önyargıları kırmak ve talepleri hukuk içerisinde kalıcı kazanımlara dönüştürmek gerekir. Bunun için yalnızca slogan değil; bilgi, sabır, örgütlülük, diplomasi ve güçlü bir siyasal akıl gerekir.
Yeni dönemin temel sorusu artık şudur:
Ödenen büyük bedelleri nasıl demokratik kazanımlara dönüştüreceğiz?
Bunun cevabı yeni bir toplumsal seferberlik anlayışında yatmaktadır.
Türkiye’de demokratik siyaset güçlendirilirken Avrupa’daki Kürt toplumu da diplomasi, insan hakları, kültür, akademi, medya ve sivil toplum alanlarında çok daha örgütlü hareket etmelidir. Kürtlerin yaşadığı her yerde dilinin, kültürünün, kimliğinin ve temel haklarının demokratik ve hukuki güvenceye kavuşması için mücadele büyütülmelidir.
Bu çalışma toplumun yalnızca belirli kesimlerinde değil, en kılcal damarlarına kadar ulaşmalıdır.
Eğer önümüzdeki süreçte cezaevlerinden çok sayıda siyasi tutsağın özgürlüğüne kavuşmasının koşulları oluşursa, burada da toplumsal sorumluluk ortaya çıkacaktır. Uzun yıllar cezaevinde kalmış insanların ailelerine, toplumsal yaşama ve çalışma hayatına yeniden uyum sağlayabilmeleri için dayanışma mekanizmaları kurulmalıdır.
Ancak onların sahip olduğu siyasal ve toplumsal birikim de küçümsenmemelidir.
Düşünün; yıllarca siyasal mücadele içerisinde bulunmuş binlerce insan, demokratik dönemin gönüllü anlatıcıları ve örgütleyicileri haline geliyor.
Her biri kendi mahallesinde, köyünde, kentinde veya bulunduğu ülkede barışı, demokratik siyaseti, eşit yurttaşlığı ve Kürt meselesinin demokratik çözümünü anlatıyor.
Bunun yaratacağı toplumsal gücü küçümsememek gerekir.
Binlerce insanın kapı kapı dolaştığı, gençlerle konuştuğu, kadınlarla buluştuğu, demokratik kurumlarla ilişki kurduğu; Avrupa’da parlamentolar, sendikalar, üniversiteler, basın ve insan hakları kuruluşlarıyla sürekli temas geliştirdiği büyük bir demokratik hareket düşünün.
İşte yeni dönemin ihtiyaç duyduğu güç budur.
Kürt kurumları da kendilerini bu yeni döneme göre yeniden yapılandırmalıdır. Geçmişin çalışma biçimlerini olduğu gibi sürdürmek yerine yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun örgütlenme modelleri geliştirilmelidir. Gençliğe ulaşamayan, kadınları karar mekanizmalarına katamayan, toplumla bağı zayıflayan ve yalnızca kendi çevresine konuşan bir örgütlenme anlayışı artık yeterli değildir.
Çünkü tarih bize başka bir görev yüklemektedir.
Dünün direniş ruhunu bugünün demokratik örgütlenme gücüne dönüştürmek.
Bunu başarabilirsek geçmişte verilen mücadele yalnızca hatıralarda yaşamaz; halkın geleceğini şekillendiren somut demokratik kazanımlara dönüşür.
Kürt halkının büyük bir insan birikimi, siyasal tecrübesi ve dünyanın dört bir yanına yayılmış güçlü bir toplumsal potansiyeli vardır. Mesele bu gücü doğru bir program, doğru bir örgütlenme modeli ve ortak bir hedef etrafında buluşturabilmektir.
Birbirimizi tüketmek yerine birbirimizi tamamlamayı; eleştiriyi parçalanmanın değil gelişmenin aracı haline getirmeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü yeni dönemin mücadelesi yalnızca meydanlarda değil; parlamentoda, belediyede, üniversitede, hukukta, medyada, diplomaside, kültürde, sanatta ve toplumun günlük yaşamının içinde verilecektir.
Şimdi ihtiyaç duyulan şey yeni kayıplar değil, geçmişte verilen kayıpların yarattığı tarihsel birikimi geleceğe taşımaktır.
Şehitler ordusunun bıraktığı mirasın karşılığı yeni şehitler vermek olmamalıdır.
Onların bıraktığı miras; özgür düşünen, örgütlenen, konuşan, üreten ve demokratik haklarını hukukla güvence altına alan güçlü bir toplum yaratmak olmalıdır.
Eğer bu dönem doğru okunur, doğru örgütlenir ve toplum bir seferberlik ruhuyla demokratik mücadeleye katılırsa Kürt halkının elde edeceği kazanımlar tahmin edilenden çok daha büyük olabilir.
Çünkü bazı dönemlerde tarihin büyüklüğü, ne kadar savaştığınızla değil; verilmiş büyük bedelleri ne kadar büyük bir barışa, demokrasiye ve özgürlüğe dönüştürebildiğinizle ölçülür.


