ÖCALAN KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR ŞİMDİ ANLAMA ZAMANI
Yurtsever hareket içerisinde yıllardır kullanılan güçlü bir söylem vardır: “Öcalan kırmızı çizgimizdir.” Bu söz, Abdullah Öcalan’a duyulan bağlılığın, onun düşüncelerine verilen değerin ve yürüttüğü mücadeleye duyulan saygının ifadesi olarak kullanıldı. Kuşkusuz bunun toplumsal ve duygusal bir karşılığı vardır.
Ancak bugün başka bir noktadayız.
Hareketin stratejik bir değişim yaşadığı, silahlı mücadele yerine demokratik siyaset ve toplumsal mücadele yöntemlerinin daha fazla tartışıldığı yeni bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla dün kullanılan bazı kavramların bugün hangi sorumluluğu beraberinde getirdiğini yeniden düşünmek gerekiyor.
Bence “Öcalan kırmızı çizgimizdir” sözünün bugün gerçek karşılığı da burada ortaya çıkıyor.
Mesele artık yalnızca Öcalan’a sahip çıktığımızı söylemek değildir. Asıl mesele, onun ortaya koyduğu yeni süreci ve düşünsel çerçeveyi ne kadar anlayabildiğimizdir.
Çünkü anlamadığımız bir şeyi topluma anlatamayız.
TOPLUMUN SORU SORMASI SORUN DEĞİLDİR
Bugün yurtsever tabanın tamamının gelişmeleri aynı biçimde değerlendirdiğini söylemek gerçekçi olmaz.
Kafası karışık olanlar var.
Sürecin nereye gittiğini anlamaya çalışanlar var.
Yıllarca başka bir mücadele anlayışı içerisinde yaşamış ve şimdi yaşanan stratejik değişimi anlamlandırmakta zorlananlar var.
Bunların olması son derece doğaldır.
On yıllara yayılan bir mücadele geleneği birkaç açıklamayla değişmez. İnsanların hafızasında kayıplar, cezaevleri, çatışmalar, sürgünler ve ödenmiş ağır bedeller var. Böyle bir toplumsal hafızaya sahip insanlardan yeni bir dönemi hiçbir soru sormadan kabul etmelerini beklemek doğru değildir.
Buradaki yanlış, insanların soru sorması değildir.
Asıl yanlış, o sorulara cevap vermesi gerekenlerin yeterince hazırlıklı olmamasıdır.
ÖNCÜLÜK TAM DA BUGÜN GEREKLİDİR
Kendisini yurtsever hareketin bir parçası olarak görenlerin sorumluluğu tam da burada başlıyor.
Kurum yöneticisinden çalışanına, kadın ve gençlik çalışmalarından gazetecisine, yazarından sosyal medya alanında faaliyet yürüten insanına kadar topluma ulaşabilen herkesin öncelikle kendisini bu yeni döneme hazırlaması gerekiyor.
Çünkü artık ezberlenmiş birkaç cümleyle siyaset yapma dönemi değildir.
Bir insan size, “Neden böyle bir değişikliğe gidildi?” diye sorduğunda ona kızamazsınız.
“Sürecin sonunda ne hedefleniyor?” diye soran birisini hemen karşıt bir yere koyamazsınız.
“Ben bunu henüz anlayamadım” diyen bir insana siyasi etiket yapıştıramazsınız.
Tam tersine, siyaset tam da o insanla konuşabilme sanatıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan dil; suçlayan, dışlayan ve yukarıdan konuşan bir dil değil, anlatan ve ikna etmeye çalışan bir dildir.
HERKES ÖNCE KENDİSİNİ DONATMALI
Fakat bunun için önce anlatanın konuyu bilmesi gerekir.
Öcalan’ın açıklamaları ne söylüyor?
Stratejik değişimin gerekçeleri nelerdir?
Demokratik mücadele bundan sonra hangi araçlarla yürütülecek?
Kurumlara, siyasete ve topluma nasıl bir görev düşüyor?
Bunları yeterince bilmeden toplumun karşısına çıktığımızda, insanların kafasındaki soru işaretlerini azaltmak yerine çoğaltabiliriz.
Bu nedenle bugün yapılması gereken ilk iş slogan üretmek değil, okumak, tartışmak ve anlamaktır.
Ardından herkes bulunduğu alanda kendi yöntemini geliştirmelidir.
Gazeteci bunu haberi ve yorumuyla yapar. Yazar kalemiyle yapar. Kurum çalışanı toplantısıyla yapar. Gençler kendi kuşaklarının diliyle, kadınlar kendi örgütlenme alanlarında tartışır. Sosyal medyada çalışanlar ise birkaç slogan paylaşmak yerine sürecin nedenlerini ve hedeflerini anlaşılır biçimde toplumla buluşturabilir.
Bunun tek bir yöntemi yoktur.
Ama tek bir şartı vardır: Önce kendimiz anlamalıyız.
KIRMIZI ÇİZGİYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK
Bugün “Öcalan kırmızı çizgimizdir” sözünü terk etmekten değil, tam tersine onun içini daha güçlü biçimde doldurmaktan söz ediyorum.
Çünkü bir lidere bağlılığın ölçüsü yalnızca onun posterini taşımak, adını söylemek veya sloganını atmak olamaz.
Asıl ölçü, kritik bir tarihsel dönemeçte onun ne söylediğini anlayabilmek ve toplumla bunun üzerinden ilişki kurabilmektir.
Bu nedenle bugün yurtsever hareket açısından belki de en önemli çalışma alanlarından biri toplumu yeni döneme hazırlamak ve bunu doğru bir siyasal dille yapmaktır.
İnsanların kafası karışabilir.
İnsanlar itiraz edebilir.
İnsanlar soru sorabilir.
Bunlardan korkmamak gerekir.
Asıl tehlike soru soran toplum değil, cevap üretmeyen siyasettir.
Dolayısıyla bugün kırmızı çizgiyi yalnızca bir slogan olarak değil, bir sorumluluk olarak okumamız gerekiyor.
Çünkü Öcalan’ı savunmanın en güçlü yolu, onun adını en yüksek sesle söylemek değil; ne söylediğini anlayacak kadar çalışmak ve bunu topluma anlatabilecek kadar donanımlı olmaktır.


