BARIŞIN EN GÜÇLÜ SESİ ANNELER

Demokratik çözüm süreci yalnızca siyasetçilerin, partilerin ya da kurumların meselesi değildir. Barış, bu ülkede yaşayan herkesin ortak meselesidir. Ancak bu süreci en güçlü biçimde sahiplenmesi gerekenlerin başında kadınlar ve özellikle anneler gelmektedir.

BARIŞIN EN GÜÇLÜ SESİ ANNELER

Çünkü çatışmaların en ağır bedelini yalnızca hayatını kaybedenler değil, geride kalan aileler ve anneler de ödedi.

Yıllarca nice anneler büyük emeklerle büyüttüğü çocuğunu kaybetti. Gelecek hayalleri kuran, nişanlanan, evlenmeyi ve yeni bir hayat kurmayı düşleyen gençler yaşamlarını yitirdi. Kimi dağda, kimi askerde öldü. Kimlikleri, dilleri ve hikâyeleri farklı olsa da geride kalan annelerin gözyaşının rengi aynıydı.

Bir anne evladını dağdan dönsün diye bekledi; başka bir anne askere gönderdiği oğlunun sağ salim eve dönmesi için televizyon başında gelecek haberi bekledi.

Cumartesi Anneleri yıllarca kaybettikleri yakınlarının akıbetini sordu. Kürt anneleri yıllarca çocuklarının yolunu gözledi. Asker anneleri, telefonun çalmasından ve kapıya kötü bir haber gelmesinden korkarak yaşadı.

Acının milliyeti yoktur.

İşte bugün önümüzde yeni bir demokratik çözüm imkânı varsa, geçmişin acılarını geleceğin kaderi hâline getirmemek hepimizin sorumluluğudur.

Bu nedenle Türk ve Kürt annelerinin barış talebi etrafında yan yana gelebilmesi, toplumsal barış açısından son derece değerlidir. Çünkü siyaset zaman zaman ayrıştırabilir; fakat bir annenin evladına duyduğu sevgi, toplumlar arasında kurulabilecek en güçlü vicdan köprülerinden biridir.

KADIN HAREKETLERİNE TARİHSEL SORUMLULUK DÜŞÜYOR

Bu süreçte kadın hareketleri yalnızca izleyen veya açıklama yapan bir konumda kalmamalıdır.

Kadınların bir araya geleceği toplantılar, buluşmalar, paneller ve diyalog zeminleri oluşturulmalıdır. Demokratik çözümün ne olduğu, topluma ne kazandırabileceği ve barışın nasıl toplumsallaştırılabileceği açık bir dille konuşulmalıdır.

Özellikle Kürt kadın hareketine önemli bir öncülük görevi düşmektedir. Yıllardır örgütlenen, mücadele eden ve ağır bedeller ödeyen Kürt kadınlarının sahip olduğu deneyim, bugün barışın toplumsallaştırılması için güçlü bir imkâna dönüştürülebilir.

Ancak bunun yolu yalnızca kendi çevremize konuşmaktan değil; farklı kesimlerden kadınlarla ve annelerle diyalog kurmaktan, birbirimizi dinlemekten ve ortak acılardan ortak bir gelecek yaratmaktan geçmektedir.

Barış yalnızca silahların susması değildir.

Barış; bir annenin artık çocuğunun ölüm haberini beklememesidir.

Barış; gençlerin mezarlarının başında değil, geleceklerinin başında duran anneler demektir.

Bu nedenle bugün annelerin söyleyeceği söz, belki de bütün siyasi nutuklardan daha güçlüdür:

“Biz çocuklarımızı toprağa vermek değil, geleceğe uğurlamak istiyoruz.”

Demokratik çözüm sürecinin kalıcılaşmasının yolu da toplumun, kadınların ve annelerin bu sürecin öznesi hâline gelmesinden geçmektedir.

Bu tarihsel dönemde başta Kürt kadınları olmak üzere, barış için sorumluluk üstlenen bütün kadınları ve çocuklarının acısını yüreğinde taşıyan bütün anneleri saygıyla selamlıyorum.

Çünkü barışın en güçlü sesi, evladını yaşatmak isteyen annenin sesidir.