REKABET EDELİM, AMA BİRBİRİMİZİ YIPRATMAYALIM
Toplumumuzda, yöremizde ve hayatın her alanında kendi alanında başarılı siyasi partiler, kurumlar, medya kuruluşları, şirketler, dernekler ve birbirinden değerli insanlar var. Herkesin kendine göre bir amacı, hedefi ve çalışma alanı bulunuyor. Doğal olarak herkes yaptığı işte daha başarılı olmak, daha fazla insana ulaşmak ve toplumda daha iyi bir konuma gelmek isteyebilir. Rekabet, hayatımızın doğal bir parçasıdır. Asıl mesele rekabetin nasıl yapıldığıdır.
Toplumumuzda, yöremizde ve hayatın her alanında kendi alanında başarılı siyasi partiler, kurumlar, medya kuruluşları, şirketler, dernekler ve birbirinden değerli insanlar var. Herkesin kendine göre bir amacı, hedefi ve çalışma alanı bulunuyor. Doğal olarak herkes yaptığı işte daha başarılı olmak, daha fazla insana ulaşmak ve toplumda daha iyi bir konuma gelmek isteyebilir. Rekabet, hayatımızın doğal bir parçasıdır.
Asıl mesele rekabetin nasıl yapıldığıdır.
Rekabet; rakibi karalamak, hakaret etmek, kişileri küçük düşürmek, kurumları itibarsızlaştırmak veya sosyal medya üzerinden hedef göstermek değildir.
Gerçek rekabet; daha iyi hizmet vermek, daha kaliteli işler üretmek, daha güzel projeler ortaya koymak, daha çok çalışmak ve toplumun takdirini başarıyla kazanmak demektir.
Bir siyasi parti diğerinden daha başarılı olmak isteyebilir. Bir medya kuruluşu daha fazla okuyucuya ulaşmak isteyebilir. Bir şirket hizmet kalitesini artırmak için çalışabilir. Bir dernek daha fazla sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirebilir. Bir birey kendi mesleğinde daha başarılı olmak için emek verebilir.
Bunların tamamı sağlıklı rekabetin doğal parçalarıdır.
Fakat bir başkasının başarısını küçümsemek, emeğini yok saymak, kişiliğine hakaret etmek veya kurumları itibarsızlaştırmak; ne kişiye, ne kuruma, ne de topluma fayda sağlar.
Eleştiri başka, hakaret başkadır.
Rekabet başka, düşmanlık başkadır.
Farklı düşünmek başka, birbirini düşman görmek başkadır.
Özellikle yöremiz gibi insanların birbirini yakından tanıdığı, akrabalık ve hemşehrilik bağlarının güçlü olduğu yerlerde kullandığımız sözlere ve yaptığımız paylaşımlara daha fazla dikkat etmeliyiz. Bugün eleştirdiğimiz veya rekabet ettiğimiz kişi ya da kurum, yarın aynı toplum içinde birlikte hareket edeceğimiz bir paydaşımız, komşumuz veya yol arkadaşımız olabilir.
Sosyal medya bize büyük bir iletişim imkânı sundu. Bu imkânı birbirimizi yıpratmak için değil, birbirimizi geliştirmek ve toplumumuza katkı sağlamak için kullanmalıyız.
Bir kurum başarılı bir çalışma yaptığında takdir edebilmeliyiz.
Bir medya kuruluşu güzel bir haber yaptığında bunu kabul edebilmeliyiz.
Bir dernek toplum yararına önemli bir faaliyet gerçekleştirdiğinde destek olabilmeliyiz.
Bir siyasi parti iyi bir proje ortaya koyduğunda, düşüncemiz farklı olsa bile yapılan güzel işi teslim edebilmeliyiz.
Başkasının başarısını takdir etmek bizim değerimizi düşürmez; tam tersine bir erdemdir.
Unutmayalım: Toplumlar sadece ekonomik güçleriyle değil, birliktelikleri, saygıları ve ortak değerleriyle güçlü olurlar.
Herkes kendi alanında en iyisini yapmaya çalışsın:
Siyasi partiler projeleriyle yarışsın.
Medya kuruluşları doğru ve kaliteli habercilikle yarışsın.
Şirketler hizmet kalitesiyle yarışsın.
Dernekler topluma yaptıkları katkılarla yarışsın.
Bireyler üretimleri ve başarılarıyla öne çıksın.
Ama hiç kimse bir başkasını karalayarak, hakaret ederek veya itibarsızlaştırarak başarı aramasın. Çünkü toplum içinde birbirimizi sürekli aşağı çekersek sonunda kazanan olmaz; kaybeden hepimiz oluruz.
İhtiyacımız olan kavga değil, tatlı rekabettir.
Hakaret değil, yapıcı eleştiridir.
Kutuplaşma değil, hoşgörüdür.
Yıpratmak değil, daha iyi işler için birbirimizi teşvik etmektir.
Farklı düşüncelerimiz, farklı siyasi görüşlerimiz, farklı kurumlarımız olabilir. Bunların hiçbiri birbirimize insan olarak saygı göstermemize engel değildir.
Rekabet bizi geliştirsin, düşmanlaştırmasın.
Eleştiri bizi olgunlaştırsın, kırıp dökmesin.
Başarı bizi kıskançlığa değil, daha çok çalışmaya yöneltsin.
Sonuçta hepimiz aynı toplumun bir parçasıyız. Bugün rekabet ettiğimiz kişiyle yarın aynı sorun karşısında yan yana durabiliriz. Bu nedenle köprüleri yakmadan, değerlerimizi kaybetmeden ve saygımızı koruyarak yarışmayı öğrenmeliyiz.
Daha güçlü bir toplum için rekabet edelim ama birbirimize düşman olmayalım.
Başarılarımızı yarıştırırken insanlığımızı kaybetmeyelim.
Tatlı rekabet, yapıcı eleştiri, karşılıklı saygı ve güçlü birliktelik…
İhtiyacımız olan tam olarak budur.
Çünkü birbirimizi yıpratarak değil, birbirimizi geliştirerek büyüyebiliriz.


