KÜRT HAREKETİ, RAHATÇA SALDIRACAĞINIZ BİR ALAN DEĞİLDİR

Aydınlar bildirgesi üzerine düşüncelerimi yazmaya devam edeceğim. Çünkü mesele yalnızca bir bildirgenin içeriği ya da altındaki imzalar değildir. Asıl tartışılması gereken, Türkiye’de kendisini “aydın”, “ilerici”, “demokrat” olarak tanımlayan kimi çevrelerin yıllardır sergilediği seçici duyarlılık ve çifte standarttır. Önce şu soruyu sormak gerekiyor: Aydın kimdir ve bir aydının tarihsel sorumluluğu nedir?

KÜRT HAREKETİ, RAHATÇA SALDIRACAĞINIZ BİR ALAN DEĞİLDİR

Gerçek bir aydın, haksızlığın kimden geldiğine ve kime yöneldiğine bakmadan tavır alabilen insandır. Devlete karşı da konuşur, iktidara karşı da; kendi mahallesine, kendi partisine ve kendisine yakın gördüğü siyasal yapılara karşı da sözünü esirgemez.

Elbette Kürt hareketi de eleştirilebilir.

Kürt siyasal hareketinin söylediği her sözün doğru, aldığı her kararın tartışılmaz olduğunu kimse iddia edemez. Yanlış gördüğünüz bir açıklamayı eleştirirsiniz, politikalarını tartışırsınız, itirazınızı ortaya koyarsınız. Bu, demokratik siyasetin ve entelektüel hayatın doğal bir parçasıdır.

Fakat eleştiri başka, pusuda bekleyip fırsat çıktığında saldırıya geçmek başkadır.

Sorun tam da burada başlıyor.

Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda Alevilere yönelik Maraş, Çorum, Malatya, Sivas ve Gazi gibi ağır saldırılar ve katliamlarla karşılaşıyoruz. Kendisine aydın diyen bir insanın bunların tarihsel ve siyasal arka planını bilmemesi düşünülemez.

Aynı aydın, o dönemlerin siyasal aktörlerini, iktidar ilişkilerini, devlet politikalarını ve partilerin sorumluluklarını da sorgulamak zorundadır.

Fakat yıllardır ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Kürt hareketine karşı en sert dili kullanan kimi çevreler, başka siyasal yapılara gelince aynı cesareti gösteremiyor. Gerektiğinde seçim dönemlerinde partilerin arkasında sıralanıyor, oy çağrıları yapıyor, hatta adaylık beklentileri içine girebiliyorlar.

O zaman sormak gerekiyor:

Aydınlığınız neden herkese eşit mesafede işlemiyor?

Bugün yeni kurulan bir partinin genel başkanı çıkıp “Topal Osman’ın torunlarıyız” dediğinde neden aynı büyüklükte bir aydın tepkisi ortaya çıkmıyor?

Alevi toplumunu rahatsız eden siyasal söylemler karşısında neden aynı bildirgeler hazırlanmıyor?

Neden aynı kalemler harekete geçmiyor?

Ama konu Kürt hareketine geldiğinde bir anda herkes cesaret kazanıyor.

İşte itirazımız bunadır.

ELEŞTİRİN, AMA KOLAY HEDEF OLARAK GÖRMEYİN

Kürt hareketinin temsilcileri eleştiriden muaf değildir. Ancak Kürt siyasal hareketini toplumun en rahat saldırılabilecek, en kolay hedef alınabilecek kesimi olarak görmek büyük bir politik yanılgıdır.

Dahası, Kürtlerle Alevileri birbirinden koparmaya çalışan bir dil kullanmak tarihsel gerçeklikle de bağdaşmaz.

Kürt özgürlük mücadelesinin içerisinde binlerce Alevi yer aldı. Alevi kimliğiyle siyaset yapan insanlar Kürt siyasal hareketinin farklı kademelerinde sorumluluk üstlendiler. Sosyalist, demokrat, Alevi, Kürt, Türk ve farklı toplumsal kesimler yıllarca aynı demokratik mücadele zeminlerinde yan yana geldiler.

Dolayısıyla bugün çıkıp Kürtlerle Aleviler arasına siyasal duvarlar örmeye çalışmak ilericilik değil, tam tersine toplumu parçalamaya hizmet eden yanlış bir siyasettir.

Tuncer Bakırhan’ın açıklamasındaki sitem de bu bağlamdan bağımsız değerlendirilemez.

Bakırhan, Alevilerin eşbaşkanlık sisteminde, belediye yönetimlerinde, milletvekili listelerinde ve siyasal temsil mekanizmalarında yer aldığını hatırlatıyor. Burada tartışılması gereken yalnızca kullanılan bir cümle değil, ortaya konulan siyasal tablodur.

Şunu da sormak gerekiyor:

Alevi nüfusunun yoğun olmadığı birçok yerde Alevi siyasetçilerin Kürt seçmenlerin oylarıyla parlamentoya taşınmasını neden konuşmuyoruz?

Kürt seçmenin Alevi adaylara verdiği desteği neden görmüyoruz?

Bunu olumlu bir demokratik temsil örneği olarak neden değerlendirmiyoruz?

Eleştireceğimiz cümleyi büyüteçle ararken, birlikte mücadele tarihini neden görmezden geliyoruz?

AYDINLIK SEÇİCİ OLAMAZ

Bir insan gerçekten aydınsa ölçüsü nettir:

Haksızlık Aleviye yapılınca da karşı çıkar, Kürde yapılınca da.

Sünniye yapılınca da karşı çıkar, sosyaliste yapılınca da.

Muhafazakâra yapılınca da karşı çıkar, kendisine tamamen zıt düşünen bir insana yapılınca da.

Çünkü aydın olmak bir siyasi partiye yakınlık değil, hakikat karşısında tutarlı olabilme meselesidir.

Bir yerde susup başka yerde gürültü koparıyorsanız bunun adı aydın sorumluluğu değildir.

Kürt hareketini eleştirin.

Yanlışını gördüğünüzde açıkça söyleyin.

Sözünü, siyasetini, yöntemini tartışın.

Ama eleştiri hakkının arkasına saklanarak Kürt hareketini sürekli saldırılacak “zayıf halka” olarak görmeyin. Hele Kürtlerle Alevileri karşı karşıya getirmeye çalışan bir siyasal dilin taşıyıcısı hiç olmayın.

Çünkü Kürt özgürlük hareketinin tarihinde Aleviler vardır, sosyalistler vardır, demokratlar vardır, kadınlar vardır, emekçiler vardır ve farklı halklardan insanlar vardır.

Bu nedenle bu hareketi yalnızca etnik bir paranteze sıkıştırarak Alevilikten, sosyalizmden ve Türkiye’nin demokrasi mücadelesinden koparmaya çalışmak tarihsel gerçekliği eksik okumaktır.

Aydın olmak, karanlığı yalnızca işine geldiği yerde görmek değildir.

Aydın olmak, karanlık kendi mahallenden yükseldiğinde de ışığı oraya tutabilmektir.

Eleştirin; bu sizin hakkınızdır.

Ama çifte standartla saldırmayın.

Toplumu ayrıştırmayın.

Kürtlerle Alevileri birbirine yabancılaştırmaya çalışmayın.

Ve en önemlisi, Kürt hareketini her fırsatta rahatça saldırabileceğiniz sahipsiz bir alan olarak görmeyin.

Çünkü toplum yalnızca söylenen sözü değil, kimin karşısında konuşup kimin karşısında sustuğunuzu da görüyor.

Tarih de insanları en çok burada sınar:

Güçlülerin karşısında susup ötekilerin karşısında cesur olmak aydınlık değildir. Gerçek aydınlık, bedeli ne olursa olsun aynı adalet ölçüsünü herkese uygulayabilmektir.