MESELE TUNCER BAKIRHAN DEĞİL, SİYASAL HAFIZADIR

Tuncer Bakırhan’ın son açıklaması tartışılıyor. Kullandığı üslup yanlış bulunabilir, sözleri eleştirilebilir, hatta bazı ifadelerinin siyasi açıdan sorunlu olduğu söylenebilir. DEM Parti de yöneticileri de eleştiriden azade değildir.

MESELE TUNCER BAKIRHAN DEĞİL, SİYASAL HAFIZADIR

Ancak bugün yaşanan tartışmada asıl mesele artık Tuncer Bakırhan’ın birkaç cümlesi olmaktan çıkmıştır.

Asıl mesele, Kürt siyasi hareketine yönelik yıllardır biriken ve uygun anı bulduğunda ortaya çıkan siyasal reflektir.

Özellikle Alevilik üzerinden yürütülen tartışmaya baktığımızda ciddi bir çelişki görüyoruz.

Yıllardır Alevi toplumunun CHP ile kurduğu ilişki, Alevilerin siyasal temsili, taleplerinin ne kadarının karşılandığı ve Alevi oylarının büyük ölçüde belli bir siyasi alana sıkıştırılması konusunda aynı yüksek sesle konuşmayan bazı çevreler, mesele DEM Parti olduğunda birdenbire Alevilerin sözcülüğüne soyunuyor.

Burada durup sormak gerekiyor:

Neden DEM Parti söz konusu olduğunda herkes bu kadar cesur?

Çünkü mesele yalnızca bir açıklamaya tepki göstermek değildir.

DEM Parti’nin ve öncesindeki Kürt siyasi geleneğinin yaklaşık olarak nasıl bir temsil politikası geliştirdiğine bakmak gerekir. Bu hareket yalnızca Kürt kimliğine dayanan kapalı bir siyasal temsil modeli oluşturmadı. Kadınlara, Alevilere, sosyalistlere, Araplara, Ermenilere, Süryanilere ve farklı toplumsal kesimlere parlamentodan belediyelere kadar siyasal alan açmaya çalıştı.

Eşbaşkanlık sistemi bunun en somut örneklerinden biridir.

Bugün birçok demokratik kurumun benimsediği eşbaşkanlık anlayışının siyasal alanda yaygınlaşmasında Kürt hareketinin ve kadın mücadelesinin oynadığı rol görmezden gelinemez.

Yine birçok sosyalist isim, kendi örgütsel gücüyle ulaşamayacağı parlamenter temsile Kürt seçmeninin oylarıyla ulaştı. Alevi adaylar yalnızca Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerden değil, Kürt seçmenin güçlü olduğu farklı bölgelerden de destek gördü.

Bunları söylemek kimseye “Biz sizi milletvekili yaptık, artık susun” demek değildir.

Böyle bir anlayış zaten demokratik değildir.

Ancak siyasetin de bir hafızası ve ahlakı vardır.

Dün Kürt hareketinin açtığı demokratik temsil alanını kullanıp bugün aynı hareketi bütünüyle kriminalize eden, onun toplumsal tabanını yok sayan ve her tartışmayı Kürtlerle Aleviler arasında bir gerilim varmış gibi sunan yaklaşımın adı demokratik eleştiri değildir.

ALEVİLERLE KÜRTLERİ KARŞI KARŞIYA GETİRMEK KİME YARAR?

Asıl üzerinde düşünülmesi gereken soru budur.

Türkiye siyasal tarihinde Kürtlerin de Alevilerin de devlet politikaları karşısında yaşadığı ağır tarihsel deneyimler vardır. Dersim bunun en acı tarihsel hafızalarından biridir.

Dolayısıyla bugün yapılması gereken, bu iki toplumsal dinamiği birbirinden uzaklaştırmak değil; demokrasi, eşit yurttaşlık ve özgürlük mücadelesinde ortak zemini büyütmektir.

Bir DEM Parti yöneticisinin yanlış açıklamasından hareket ederek meseleyi “DEM Parti-Aleviler” karşıtlığına dönüştürmek son derece tehlikeli bir siyasal dildir.

Tuncer Bakırhan yanlış konuşmuşsa Bakırhan eleştirilir.

DEM Parti yanlış politika izlemişse DEM Parti eleştirilir.

Ama bir kişinin sözlerinden hareket ederek onlarca yıllık siyasal mücadeleyi Alevi karşıtlığıyla özdeşleştirmek başka bir siyasi amaca hizmet eder.

ELEŞTİRİ BAŞKA, SİYASAL HUSUMET BAŞKADIR

Kürt siyasi hareketinin en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de demokratik eleştiridir. Hiçbir siyasi hareket kendisini eleştirinin üzerinde göremez.

Fakat bugün bazı çevrelerde gördüğümüz şey eleştiri sınırlarını aşmaktadır.

Sanki yıllardır uygun bir an beklenmiş ve şimdi “DEM Parti’den birisi Aleviler konusunda yanlış bir şey söylesin de harekete geçelim” denilmiş gibi bir atmosfer yaratılıyor.

İşte itirazım bunadır.

Çünkü aynı hassasiyetin Türkiye’nin diğer büyük siyasi aktörleri karşısında gösterilmediğini gördüğümüzde bunun yalnızca demokratik duyarlılıkla açıklanması güçleşiyor.

Kürt hareketinin yanlışları konuşulsun.

DEM Parti’nin politikaları tartışılsın.

Yöneticileri gerektiğinde en sert biçimde eleştirilsin.

Ama eleştiri başka, bir halkın siyasal iradesini itibarsızlaştırmaya çalışmak başkadır.

Hele Aleviliği bunun aracı haline getirmek ne Alevilere ne Kürtlere fayda sağlar.

Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından ihtiyaç duyulan şey yeni fay hatları yaratmak değildir.

Tam tersine; Kürtlerin, Alevilerin, sosyalistlerin, kadınların, emekçilerin ve bütün demokratik toplumsal kesimlerin ortak mücadele zeminini genişletmektir.

Bu nedenle tartışmayı Tuncer Bakırhan’ın birkaç cümlesine hapsetmeyelim.

Mesele Bakırhan değildir.
Mesele DEM Parti de değildir.
Asıl mesele, Kürtlerle Alevilerin demokratik birlikteliğini hangi siyasal zeminde geleceğe taşıyacağımızdır.

Bir açıklama düzeltilir, bir siyasetçi eleştirilir, bir parti politika değiştirir.

Ama toplumlar arasına ekilen güvensizliğin onarılması çok daha zordur.

Bu yüzden Alevi-Kürt ilişkisini günlük siyasi hesapların malzemesi yapmak yerine, tarihsel dayanışmayı büyütmek bugün çok daha politik ve çok daha sorumlu bir tutumdur.