Bir Kurum Neden Oluşturulur ve işlevi
Avrupa’nın bir şehrinde, kalabalık bir caddenin hemen arkasında büyüyen bir genç, ne kendi diline ne de kültürüne tam olarak tutunabildiğini hissederken; aynı anda yüzlerce kilometre ötede bir başka aile, çocuklarının kimlik arayışını endişeyle izlemektedir. İşte diaspora gerçeği tam da burada başlar: görünürde güçlü, içeride ise dağınık bir toplumsal yapı.
Her toplum, içinde bulunduğu çevre ve yaşadığı koşullar doğrultusunda zaman zaman bir araya gelme ve ortak bir örgütlenme ihtiyacı hisseder. Özellikle diasporada yaşayan toplumlar için bu ihtiyaç çok daha belirgindir. İnsanlar; kendi kültürlerini yaşatmak, birbirlerini daha yakından tanımak, dayanışmayı güçlendirmek ve ihtiyaç anlarında birlikte hareket edebilmek için çeşitli kurumlar ve dernekler oluştururlar.
Avrupa’da da yaklaşık otuz yıldır faaliyet gösteren birçok dernek bulunmaktadır. Eski dernekler hâlâ varlıklarını sürdürmektedir. Ancak ne yazık ki bu kurumların önemli bir kısmı, kuruluş amaçlarını içerik olarak yeterince dolduramamaktadır.
Her ne kadar “Kültürümüzü yaşatıyoruz”, “Gençlerimiz için çalışıyoruz”, “Toplumumuzu bir araya getiriyoruz” söylemleri öne çıksa da, pratikte bunun tam anlamıyla hayata geçirilemediği görülmektedir. Bu eksikliklerin bedelini ise en çok gençlerimiz ödemektedir
Bugün Avrupa’da birçok gencimiz farklı grupların etkisine girerek yanlış arayışların içine sürüklenmiştir. Cezaevine düşen gençlerimiz olmuştur. intahar eden genclerimiz,Hayatına son veren kadınlarımız olmuştur. Bütün bunlar acı bir gerçeği göstermektedir: Kurumlarımız, çözüm üretmesi gereken yerlerken zaman zaman çözümsüzlüğün adresi hâline gelmiştir.
Bu durumun temel nedeni, günü kurtarmaya yönelik çalışmaların ön plana çıkması ve geleceği inşa edecek uzun vadeli politikaların yeterince geliştirilememesidir. , gençlere ve toplumun genel ihtiyaçlarına yönelik kalıcı, planlı ve öncü çalışmalar yeterince hayata geçirilememiştir.
Bu tablo yalnızca köy dernekleriyle sınırlı değildir; siyasal ve inanc oluşumların bünyesindeki kurum ve derneklerde de benzer eksiklikler derinden hissedilmektedir.
Elbette bugüne kadar yapılan değerli çalışmalar vardır ve bunları yok saymak doğru olmaz. Ancak genel tabloya bakıldığında, hedeflenen toplumsal başarıya ulaşılamadığı da açıkça görülmektedir.
Bu nedenle Avrupa’da otuz yılı aşkın süredir varlığını sürdüren tüm kurumların kendilerini samimiyetle gözden geçirmesi gerekmektedir. Çağın ihtiyaçlarını okuyabilen, toplumunu tanıyan, sorunlarını doğru tespit eden, gençleri merkeze alan ve kendini sürekli yenileyen kurumlar hâline gelinmediği sürece birçok yapı zamanla işlevini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Bu noktada sorumluluk yalnızca yöneticilere değil, toplumun tüm bireylerine düşmektedir. Herkes önce kendisini sorgulamalı, ardından kurumlarına sahip çıkmalıdır. Çünkü güçlü kurumlar, güçlü toplumların temelidir.
Kurumlarımızı eleştirirken aynı zamanda onları geliştirme sorumluluğunu da üstlenmeli; daha demokratik, daha üretken ve daha kapsayıcı yapılar hâline getirmek için ortak bir çaba göstermeliyiz.
Ancak bu şekilde geleceğe güvenle bakabilir, çocuklarımıza ve gençlerimize daha sağlam bir toplumsal miras bırakabiliriz.


