KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ AYNI ZAMANDA BİR ALEVİLİK MÜCADELESİDİR
Yıllardır bazı çevrelerde ısrarla aynı siyasal dil yeniden üretiliyor: Kürt özgürlük mücadelesi ile Alevileri birbirinden ayırmak, hatta zaman zaman karşı karşıya getirmek.
Bugün Diyarbakır’da belediye eşbaşkanlığı yapan Gültan Kışanak’ın siyasi yaşamı bile bu iç içeliğin sembolik örneklerinden biridir. Diyarbakır Cezaevi’nin ağır işkence döneminden bugünün demokratik siyaset mücadelesine uzanan bir hayatın Alevilik ile Kürt mücadelesi arasına çizilmek istenen yapay sınırları sorgulatması gerekir.
KÜRT İLE ALEVİNİN ARASINA DUVAR ÖRMEK KİME YARAR?
Asıl politik soru budur.
Kürt ile Aleviyi birbirinden uzaklaştırmak kimin siyasetini güçlendirir?
Alevinin Kürt’e, Kürdün Aleviye kuşkuyla bakmasını sağlamak hangi demokratik mücadeleye hizmet eder?
Türkiye’nin tarihsel tecrübesi bize şunu göstermiştir: Ezilenler birbirinden uzaklaştırıldıkça egemen siyaset güçlenir.
Bir toplumun dili yasaklanırken diğerinin inancı görmezden geliniyorsa, birinin kimliği inkâr edilirken diğerinin ibadethanesi tanınmıyorsa, bunları birbirinden tamamen bağımsız meseleler olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Çünkü baskının biçimleri farklı olsa bile özgürlük talebinin özü ortaktır:
İnsanın kendisi olarak yaşayabilmesi.
Alevi Alevi olarak, Kürt Kürt olarak, Türk Türk olarak, Ermeni Ermeni olarak; kadın, genç, sosyalist veya demokrat kendi kimliği ve düşüncesiyle eşit yurttaş olarak yaşayabilmelidir.
Demokrasi dediğimiz şey zaten budur.
ELEŞTİRİ BAŞKA, AYRIŞTIRMA BAŞKADIR
Elbette Kürt özgürlük hareketi eleştirilebilir.
DEM Parti eleştirilebilir.
Yöneticilerinin açıklamaları, politikaları ve uygulamaları tartışılabilir. Hiçbir siyasi hareket eleştirinin üzerinde değildir.
Ancak eleştiri ile tarihsel bir ortaklığı parçalamaya çalışmak aynı şey değildir.
Her tartışmada Aleviliği Kürt siyasi hareketinin karşısına yerleştiren bir dil demokratik eleştiri üretmez; aksine toplumlar arasındaki güvensizliği büyütür.
Benim itirazım tam olarak bunadır.
Aleviliği tek bir siyasi partinin arka bahçesine hapsetmek de yanlıştır, Kürtlerin demokratik mücadelesinden koparmaya çalışmak da.
Alevilik kimsenin siyasi tapulu malı değildir.
Aynı şekilde Kürt halkının özgürlük mücadelesi de yalnızca bir partinin veya birkaç kişinin meselesi değildir.
Burada ihtiyaç duyduğumuz şey yeni duvarlar değil, ortak demokratik zeminlerdir.
BİRBİRİMİZİN ACISINI DEĞİL, ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ÇOĞALTALIM
Bugün Türkiye’nin önünde yeniden barışı, demokratik çözümü ve birlikte yaşamı konuşma ihtimali varsa yapılması gereken geçmişin öfkelerini çoğaltmak değildir.
Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, demokratların, kadınların ve bütün ezilen toplumsal kesimlerin birbirlerine karşı biriktirdikleri önyargıları sorgulamaları gerekir.
Çünkü özgürlük bölündükçe küçülür, dayanışmayla büyür.
Bir Kürt özgür değilken Alevinin özgürlüğü eksiktir.
Bir Alevi inancını özgürce yaşayamıyorsa demokratın özgürlüğü eksiktir.
Bir kadın eşit değilse toplum özgür değildir.
Bir halk kendi diliyle ve kimliğiyle var olamıyorsa o ülkede demokrasi tamamlanmış sayılamaz.
Bu nedenle Kürt özgürlük hareketini ben yalnızca etnik bir hareket olarak görmüyorum.
Bu mücadelede Alevilerin alın teri vardır, düşüncesi vardır, direnişi vardır ve ağır bedelleri vardır.
Bu anlamıyla Kürt özgürlük hareketinin tarihinde güçlü bir Alevi damarı vardır.
Ama onun ufku bundan da geniştir:
Bir özgürlük hareketi, en sonunda insanın insan olarak onurlu yaşama mücadelesidir.
Bugün bize düşen görev Kürt ile Alevinin arasına yeni duvarlar örmek değil, yıllardır örülen duvarları yıkmaktır.
Çünkü barışın dili ayrıştırmaz, buluşturur.
Demokrasinin dili kimlikleri birbirine düşman etmez, eşitler.
Ve özgürlüğün en temel felsefesi şudur:
Başkalarının zincirleri üzerinden kendi özgürlüğünü kuramazsın.
Ya birlikte özgürleşeceğiz ya da hepimizin özgürlüğü eksik kalacak.


