TARİKATLARI KİM BÜYÜTÜYOR?
Devlet, İktidar, Tarikat ve Güç İlişkileri Türkiye’de tarikat ve cemaatleri yalnızca dini yapılar olarak değerlendirmek, bugünkü tabloyu anlamak için yeterli değildir. Asıl üzerinde durulması gereken, bu yapıların siyasal iktidarlarla kurdukları ilişkiler ve bu ilişkiler sayesinde ulaştıkları ekonomik, toplumsal ve kurumsal güçtür.
Türkiye’nin farklı dönemlerinde iktidara gelen partiler, çeşitli tarikat ve cemaatlerle ilişkiler geliştirmiştir. İktidarlar değişmiş, yakınlık kurulan yapılar değişmiş; ancak tarikat–siyaset ilişkisi farklı biçimlerde varlığını sürdürmüştür.
Bu ilişkinin temelinde çoğu zaman karşılıklı çıkar bulunmaktadır.
Tarikat ve cemaatler iktidarlara örgütlü toplumsal destek, insan gücü ve siyasal taban sunarken; iktidarlar da bu yapılara eğitimden medyaya, ekonomiden bürokrasiye kadar çeşitli alanlarda imkân ve hareket alanı sağlamıştır.
Böylece birbirini besleyen ve büyüten bir düzen ortaya çıkmıştır.
Bugün bazı tarikat ve cemaatler yalnızca dini sohbetler yapan topluluklar değildir. Vakıfları, dernekleri, öğrenci yurtları, eğitim faaliyetleri, medya bağlantıları ve ekonomik ilişkileriyle geniş bir alanda faaliyet göstermektedirler.
Özellikle eğitim ve gençlik alanı önemlidir. Devletin karşılaması gereken barınma ve eğitim ihtiyaçlarının çeşitli dini yapılara bırakılması, gençlerin bu yapıların etki alanına girmesine zemin hazırlamaktadır. Böylece bu yapılar yalnızca bugünün toplumsal yaşamında değil, gelecek kuşaklar üzerinde de etkili olabilecek örgütlenme imkânlarına kavuşmaktadır.
FETÖ ÖRNEĞİ BİZE NE ANLATIYOR?
Yakın tarih bunun en çarpıcı örneklerinden birini göstermiştir.
Fethullah Gülen yapılanması uzun yıllar boyunca devletin çeşitli kurumlarında önemli bir güç elde etti. Siyasetle kurduğu ilişkiler, özellikle AKP iktidarının belli dönemlerinde kamuoyunun önünde tartışılan bir ortaklık ve güç ilişkisine dönüştü.
Ancak çıkarların ve güç paylaşımının çatışmaya dönüşmesiyle dün yakın ilişki içerisinde bulunan taraflar karşı karşıya geldi. Daha sonra devlet bu yapılanmayı terör örgütü olarak tanımladı ve geniş çaplı operasyonlar gerçekleştirildi.
Burada sorgulanması gereken yalnızca bu yapının sonradan nasıl tasfiye edildiği değildir.
Asıl soru, bu yapı bu kadar büyürken ona kimlerin alan açtığıdır.
Devlet kurumlarında, eğitimde, bürokraside, ekonomide ve medyada böylesine etkili hale gelen bir yapılanmanın geçmişte hangi siyasi ilişkiler sayesinde güç kazandığı açık biçimde tartışılmadan bugün yaşananları anlamak mümkün değildir.
Bir yapıyla çıkar ilişkisi sürdüğü müddetçe birlikte hareket edip, çıkar ve iktidar paylaşımında çatışma başladığında onu düşman ilan etmek; tarikat düzeniyle mücadele etmek anlamına gelmez.
Çünkü bir yapı tasfiye edilirken onun boşalttığı alanlara başka dini yapılar yerleşiyorsa, sorun kişilerden ve isimlerden çok daha büyüktür.
SADECE TARİKATLAR MI?
Sorunun bir başka boyutu da siyaset ile suç örgütleri ve mafyatik yapılar arasındaki ilişkilere yönelik yıllardır ortaya atılan iddialardır.
Türkiye’de farklı dönemlerde siyaset–mafya ilişkileri kamuoyunun gündemine gelmiş, bu konuda çok sayıda iddia, soruşturma, açıklama ve tartışma yaşanmıştır.
Burada da benzer bir zihniyet sorgulanmalıdır:
İktidarın işine yaradığı sürece bir gücü kullanmak, işi bittiğinde kenara bırakmak ve onun yerine başka güç odakları oluşturmak.
Tarikatlar toplumsal örgütlenme ve insan gücü üzerinden, mafyatik yapılar ise farklı çıkar ve güç ilişkileri üzerinden siyasetin çevresinde etkili hale gelebiliyorsa, ortada yalnızca birkaç kişinin veya birkaç örgütün sorunu yoktur.
Ortada çok daha derin bir iktidar, çıkar ve güç düzeni vardır.
Bu ilişkilerin bütün ayrıntılarını toplumun bilmesi mümkün olmayabilir. Ancak yıllardır kamuoyuna yansıyan olaylar bile siyaset, bürokrasi, sermaye, tarikatlar ve suç örgütleri arasındaki ilişkilerin şeffaf biçimde sorgulanması gerektiğini göstermektedir.
MESELE İNANÇ DEĞİL, İKTİDAR İLİŞKİSİDİR
Buradaki eleştiri insanların dini inancına yönelik değildir.
Herkes inanmakta veya inanmamakta özgürdür.
Sorun, inancın siyasal iktidarı güçlendiren bir araca; devlet olanaklarının ise dini yapıları büyüten bir kaynağa dönüştürülmesidir.
Bu nedenle Türkiye’de tarikat ve cemaat meselesini tartışırken yalnızca şeyhlere, müritlere veya tek tek tarikatlara bakmak yeterli değildir.
Şu sorular sorulmalıdır:
Bu yapıları kim büyütüyor?
Ekonomik kaynakları nereden geliyor?
Devletin hangi imkânlarından yararlanıyorlar?
Neden eğitim ve gençlik alanında bu kadar geniş hareket alanına sahipler?
Siyasal iktidarlar karşılığında ne elde ediyor?
Ve en önemlisi:
Bir tarikat tasfiye edilirken neden başka tarikatların önü açılıyor?
Türkiye’de tarikat meselesinin özü tam da burada yatmaktadır.
İktidar tarikatı güçlendiriyor, tarikat iktidarın toplumsal ve siyasal gücünün devamına hizmet ediyor.
Benzer çıkar ilişkileri mafyatik yapılarla kuruluyorsa mesele artık tek tek tarikatların, cemaatlerin veya suç örgütlerinin ötesindedir.
Asıl sorgulanması gereken, devlet olanaklarının siyasal iktidarın devamı için farklı güç odaklarıyla kurulan ilişkilerde kullanılmasına izin veren düzenin kendisidir.
Çünkü tarikatları yalnızca tarikatlar büyütmez.
Onlara alan açan, kaynak sağlayan, devlet içerisinde güç kazanmalarına göz yuman veya bunu teşvik eden siyasal düzen de büyütür.
Bugün gerçek anlamda tartışılması gereken mesele budur.


