SÜRECİ BAŞARIYA ULAŞTIRMAK GÜÇLÜ LİDERLİK İŞİDİR
Bir barış ve demokratik çözüm sürecini başarıya ulaştırmak, yalnızca tarafların karşılıklı olarak barış talebini dile getirmesiyle mümkün değildir. Böylesi tarihsel süreçler, iyi niyet kadar güçlü bir siyasal irade, toplumsal karşılık ve kriz anlarında sorumluluk üstlenebilecek liderlik gerektirir.
Çünkü çözüm süreçleri hiçbir zaman düz bir çizgide ilerlemez. Zaman zaman çatlak sesler yükselir, provokasyonlar yaşanabilir, karşılıklı güvensizlikler ortaya çıkabilir ve toplumun farklı kesimlerinde kaygılar oluşabilir. İşte tam da böyle dönemlerde sürecin kaderini belirleyen şey, sorumluluk taşıyan aktörlerin göstereceği siyasal cesaret ve kararlılıktır.
Türkiye açısından baktığımızda, mevcut sürecin başlamasında Devlet Bahçeli’nin açıklamalarının önemli bir siyasal eşik oluşturduğu açıktır. Erdoğan ve Bahçeli uzun yıllardır Türkiye siyasetinin en güçlü aktörleri arasındadır. Devlet mekanizması üzerinde önemli bir siyasal etkiye sahip olmaları nedeniyle çözüm yönünde atılacak hukuki ve siyasi adımlar konusunda da büyük bir sorumluluk taşımaktadırlar.
Kürt tarafında ise Abdullah Öcalan’ın sürecin gelişimindeki belirleyici konumu göz ardı edilemez. Eğer gerçekten kalıcı bir çözüm hedefleniyorsa, Öcalan’ın sürece daha etkili katılabileceği iletişim ve çalışma koşullarının oluşturulması önemlidir. Çünkü müzakere yürütmesi beklenen bir aktörün kendi toplumsal tabanıyla iletişim kurabilmesi, sürecin anlaşılması ve benimsenmesi açısından önem taşır.
Legal ve demokratik siyaset alanında ise Selahattin Demirtaş gerçeği ayrıca değerlendirilmelidir.
Demirtaş, uzun yıllar siyasal liderlik yapmış, toplumun önemli bir kesiminde karşılığı bulunan bir siyasetçidir. Bu nedenle serbest bırakılması yalnızca bireysel bir hukuki mesele olarak değil, demokratik siyasetin alanının genişletilmesi açısından da değerlendirilmelidir. Demirtaş’ın özgür koşullarda demokratik siyasete yeniden aktif biçimde katılması, çözüm sürecinin toplumsallaştırılmasına önemli katkılar sağlayabilir.
Burada mesele kişileri kutsamak değil, toplumsal karşılığı bulunan siyasal aktörlerin çözüm kapasitesinden yararlanmaktır.
Bir tarafta Erdoğan ve Bahçeli’nin devlet ve iktidar alanındaki siyasal ağırlığı; diğer tarafta Öcalan’ın Kürt meselesindeki tarihsel ve toplumsal etkisi ile Demirtaş’ın demokratik siyaset alanındaki toplumsal karşılığı düşünüldüğünde, güçlü aktörlerin çözüm yönünde sorumluluk üstlenmesi süreci hızlandırabilir.
Çünkü barışı yalnızca masada kurmak yetmez; barışı topluma anlatmak, toplumu ikna etmek ve barışın toplumsal zeminini oluşturmak gerekir.
Güçlü liderliğin gerçek anlamı da burada ortaya çıkar.
Liderlik yalnızca kitleleri peşinden sürüklemek değildir. Gerektiğinde kendi tabanına zor gerçekleri anlatabilmek, siyasal risk alabilmek ve oluşabilecek krizlerin karşısında süreci koruyabilmektir. Barış zamanlarında alkış almak kolaydır; asıl liderlik, barışın zorlaştığı anda onu savunabilmektir.
Bu nedenle devletin ve mevcut iktidarın önünde önemli bir tercih bulunmaktadır. Eğer amaç gerçekten demokratik çözümü kalıcılaştırmaksa, siyasal alanı daraltmak yerine genişletmek; toplumda karşılığı bulunan aktörleri dışarıda tutmak yerine demokratik siyasetin içerisinde değerlendirmek gerekir.
Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin bu sürece nasıl bir katkı sunduğu da bu açıdan yeniden değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin ve Kürtlerin ihtiyacı yeni gerilimler üretmek değil, barışı taşıyabilecek güçlü bir siyasal irade oluşturmaktır.
Çünkü tarihsel sorunlar zayıf iradelerle çözülemez.
Büyük sorunların çözümü büyük siyasal cesaret ister.
Büyük barışlar ise güçlü liderliklerle inşa edilir.


