SURİYE’DE KAYBEDERSEK, HER YERDE KAYBEDERİZ

Neden Suriye ve Suriye Kürtleri bu kadar önemlidir? Bugün bu soruyu yalnızca Suriye’de yaşayan Kürtlerin değil, Kürtlerin yaşadığı bütün coğrafyalardaki insanların kendisine sorması gerektiğini düşünüyorum.

SURİYE’DE KAYBEDERSEK, HER YERDE KAYBEDERİZ

Suriye, uzun yıllar süren savaşın ardından siyasal ve toplumsal olarak büyük bir yıkım yaşadı. Merkezi devlet yapısı ağır biçimde çözüldü, iktidar dengeleri değişti ve ülkenin geleceğinin nasıl şekilleneceği konusunda hâlâ büyük bir mücadele yaşanıyor. Bu yeni düzen kurulurken Kürtlerin yıllar içerisinde elde ettiği siyasal, toplumsal ve yönetsel kazanımların görmezden gelinmesi ya da geriye götürülmesi kabul edilebilir değildir.

Çünkü bu kazanımlar masa başında elde edilmedi.

IŞİD’in bölgeyi karanlığa sürüklediği dönemde Kürtler çok ağır bedeller ödedi. Gencecik insanlar yaşamlarını kaybetti. Şehirler kuşatıldı, insanlar topraklarından sürüldü. Buna rağmen büyük bir direniş ortaya çıktı ve IŞİD’in eline geçen birçok yerleşim yeniden geri alındı. Bugün konuşulan siyasal statünün ve kazanımların arkasında böylesine ağır bir bedel vardır.

Şimdi ise savaş meydanındaki mücadeleden farklı bir dönem yaşanıyor. Mücadelenin önemli bir bölümü diplomasiye, siyasete, müzakereye ve uluslararası ilişkilere taşınmış durumda. İşte tam da burada dikkatli olunmalıdır.

Savaşta kazanılanın diplomasi masasında kaybedilmesine izin verilmemelidir.

Suriye Kürtlerinin mevcut kazanımlarının önemli ölçüde gerilemesi yalnızca Suriye’de yaşayan Kürtleri etkilemez. Bunun psikolojik ve siyasal sonuçları Kürtlerin yaşadığı diğer bölgelere de yansır. Yıllardır verilen mücadelenin sonuçlarına ilişkin güven zedelenir, moral bozukluğu ortaya çıkar ve geleceğe ilişkin umutlar gerileyebilir.

Bu nedenle Suriye meselesine yalnızca sınırların ötesinde yaşanan uzak bir gelişme olarak bakmak büyük bir hata olur.

Bugün ihtiyaç duyulan şey duygusal tepkiler değil; akılcı, güçlü ve uzun vadeli bir siyasal stratejidir. Kürtler hem Araplarla hem diğer halklarla ortak yaşamın yollarını aramalı, fakat bunu yaparken kendi siyasal iradesini, toplumsal örgütlülüğünü ve elde ettiği kazanımları koruyabilecek gücü de geliştirmelidir.

Özgürlük hareketinin, Kürt siyasi yapılarının, sivil toplum kuruluşlarının, aydınların ve diasporanın Suriye’de yaşanan gelişmeleri yakından takip etmesi ve diplomatik alanda daha güçlü bir ortak tutum geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. Farklılıklar olabilir, eleştiriler olabilir; fakat temel hakların ve halkın geleceğinin söz konusu olduğu yerde ortaklaşabilecek bir siyasal akıl yaratılmalıdır.

Burada en büyük tehlikelerden biri de yanlış bir güven duygusudur. Uluslararası siyasette kalıcı dostluklardan çok çıkarlar belirleyicidir. Bugün yanınızda duran bir güç, yarın kendi çıkarları değiştiğinde başka bir politika izleyebilir. Bu nedenle başkalarının vereceği güvenceler kadar, hatta onlardan daha fazla, kendi toplumsal ve siyasal gücüne dayanmak gerekir.

Suriye’nin geleceği yeniden kurulurken Kürtler bu geleceğin dışında bırakılmamalıdır. Kendi kimlikleriyle, dilleriyle, siyasal iradeleriyle ve demokratik haklarıyla yeni Suriye’nin eşit kurucu unsurlarından biri olmalıdır.

Çünkü mesele yalnızca bir toprak parçasını veya belirli bir yönetim biçimini korumak değildir. Mesele, ağır bedeller sonucunda ortaya çıkan bir halk iradesinin geleceğini korumaktır.

Bu nedenle sözüm açıktır:

Suriye’de kazanılmış temel haklardan geri adım atmak, yalnızca Suriye’de gerilemek anlamına gelmez. Bunun etkisi Kürtlerin yaşadığı bütün coğrafyalarda hissedilir.

Kanla, emekle ve büyük fedakârlıklarla elde edilen kazanımlar; akılla, diplomasiyle, birlikle ve güçlü bir siyasal iradeyle korunmalıdır.

Suriye’de kaybedersek, etkisini her yerde hissederiz.
Suriye’de kazanımları korursak, geleceğe olan umudu da koruruz.