SURİYE’DE NE OLUYOR? KÜRTLER AÇISINDAN YENİ BİR MUHASEBE ZAMANI

Suriye’de yaşananları değerlendirirken öncelikle bir gerçeği görmek gerekiyor: Bu ülke on yılı aşkın süredir savaşın, parçalanmanın ve büyük bir siyasal altüst oluşun içerisinden geçiyor. Devlet yapısı büyük ölçüde çözüldü, iktidar dengeleri değişti ve bugün Suriye yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor.

SURİYE’DE NE OLUYOR?  KÜRTLER AÇISINDAN YENİ BİR MUHASEBE ZAMANI

Bu uzun savaşın en ağır bedellerinden birini Kürtler ödedi. IŞİD’e karşı mücadelede binlerce insan yaşamını yitirdi. Kürtler yalnızca kendi yaşam alanlarını savunmadılar; aynı zamanda bulundukları bölgelerde yeni bir siyasal ve toplumsal düzen kurmaya çalıştılar.

Ancak savaş döneminde zorunlu veya doğru görülen bazı ittifakların, yeni koşullarda yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

Araplarla ortak yaşam ve ortak bir siyasal gelecek arayışı elbette önemlidir. Fakat ortaklık başka, kendi öz gücünü zayıflatmak başka bir şeydir.

Geçmiş dönemde oluşturulan askeri ve siyasal yapılanmalarda farklı toplumsal kesimlerin yer alması dönemin koşullarında bir ihtiyaç olarak görülmüş olabilir. Ancak siyasal dengeler değiştiğinde bazı unsurların saf değiştirebilmesi, bir halk açısından kendi örgütlü gücünün ve güvenlik kapasitesinin ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Bugün benzer ve belki de daha önemli bir tartışma “entegrasyon” üzerinden yürütülüyor.

Yeni Suriye düzenine katılmak, merkezi yönetimle müzakere etmek veya ortak kurumlarda yer almak başlı başına yanlış değildir. Asıl mesele bunun kimlerle, hangi koşullarda, hangi hukuki statüyle ve hangi güvenceler altında yapılacağıdır.

Çünkü Kürtlerin bugün karşı karşıya bulunduğu yapı, geçmişten gelen yerleşik ve güven veren bir devlet düzeni değildir. Savaş içerisinde ortaya çıkmış, içerisinde radikal yapılardan gelmiş unsurların da bulunduğu yeni ve henüz geleceği tam olarak belli olmayan bir siyasal yapı söz konusudur.

Bu nedenle büyük bedeller ödenerek oluşturulmuş kurumları, toplumsal örgütlenmeyi ve özellikle güvenlik mekanizmalarını yeterli anayasal, hukuki ve siyasal güvence oluşmadan hızlı biçimde başka yapılara devretmek ileride geri dönüşü son derece zor sonuçlar doğurabilir.

Entegrasyon, teslimiyet veya kazanımlardan vazgeçmek anlamına gelmemelidir.

Tam tersine entegrasyon; karşılıklı tanınmaya, hukuki güvenceye, siyasal statüye ve halkların iradesine dayanmalıdır.

Bugün güvenlik meselesi bu tartışmanın en hassas noktalarından biridir.

Son dönemde Sipan arkadaşın kaçırılması ve yaşamını yitirmesi etrafında ortaya çıkan gelişmeler, güvenlik konusundaki kaygıları daha da artırmıştır. Kobani’de cezaevinde çıkan yangında dokuz kişinin yaşamını yitirdiğine ilişkin gelişmeler de bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmalıdır. Nerede ve nasıl meydana geldiği, sorumluluğun kimde olduğu şeffaf biçimde ortaya çıkarılmalıdır.

Aynı şekilde bölgede gerçekleşen gösteriler, bu gösterilerde kullanılan sloganlar ve toplum içerisinde ortaya çıkan yeni eğilimler dikkatle izlenmelidir.

Çünkü böylesi hassas geçiş dönemlerinde yaşanan olaylar yalnızca birbirinden bağımsız güvenlik vakaları olarak değerlendirilemez. Bunlar aynı zamanda toplumun yönetime, yeni siyasal düzene ve entegrasyon sürecine duyduğu güven açısından da okunmalıdır.

Tam da bu nedenle entegrasyon sürecinin güvenlik boyutu hiçbir biçimde ikinci plana itilmemelidir.

Bugün Suriye Kürtlerinin ihtiyacı paniğe kapılmak değil; ciddi, soğukkanlı ve cesur bir siyasal muhasebe yapmaktır.

Nerede eksiklik yapıldı? Hangi ittifaklar işe yaradı, hangileri yeni riskler ortaya çıkardı? Entegrasyon hangi hukuki ve siyasal güvencelerle yürütülmelidir? Halkın güvenliği nasıl korunacaktır? On yılı aşkın mücadele sonucunda ortaya çıkarılan kurumların geleceği ne olacaktır? Büyük bedellerle elde edilen kazanımlar yeni Suriye içerisinde nasıl kalıcı güvence altına alınacaktır?

Bu sorular korkmadan ve kimseyi suçlama yarışına girmeden açık biçimde tartışılmalıdır.

Kürtlerin Araplarla, Süryanilerle ve bölgede yaşayan diğer halklarla birlikte yaşama iradesi mutlaka korunmalıdır. Halkları birbirinden uzaklaştıran değil, ortak demokratik yaşamı güçlendiren bir siyaset izlenmelidir.

Ancak ortak yaşam anlayışı, Kürtlerin kendi siyasal iradesini, örgütlü toplum yapısını ve güvenliğini sağlayabilecek mekanizmalarını önemsizleştiren bir noktaya da taşınmamalıdır.

Çünkü Ortadoğu’nun yakın tarihi bize çok önemli bir gerçeği tekrar tekrar göstermiştir:

İttifaklar değişebilir.
Dengeler değişebilir.
İktidarlar değişebilir.

Ama bir halkın en kalıcı güvencesi; örgütlü toplumu, siyasal iradesi, kurumsal yapısı ve kendi geleceği hakkında söz sahibi olabilmesidir.

Bugün yapılması gereken geçmişi suçlamak değildir. Yapılması gereken, geçmiş deneyimlerden ders çıkararak yeni dönemi doğru okumaktır.

Suriye’deki Kürt kurumları ve yöneticileri yaşanan gelişmeleri bütün yönleriyle yeniden değerlendirmeli; yanlış veya eksik görülen noktalarda düzeltme iradesini göstermekten çekinmemelidir.

Müzakere edilmeli, ortak yaşam aranmalı ve yeni Suriye’nin demokratik geleceğinde yer alınmalıdır. Ancak bütün bunlar yapılırken yılların mücadelesi sonucunda oluşmuş kazanımların hukuki ve siyasal güvencesi sağlanmadan geri dönüşü zor adımlar atılmamalıdır.

Çünkü savaş döneminde direnmek ve kazanmak ne kadar önemliyse, savaş sonrasında o kazanımları akılcı siyasetle, güçlü diplomasiyle ve sağlam güvencelerle koruyabilmek de en az o kadar önemlidir.

Büyük bedellerle elde edilen kazanımlar, aceleyle alınan kararların bedeli olmamalıdır.