17 Ağustos’un Üzerinden 27 Yıl Geçti Saat 03.02’de Duran Zaman, Türkiye’ye Aynı Soruyu Soruyor
17 bin 480 can, on binlerce yaralı, yüz binlerce hasarlı yapı… Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. Kayıplar, depremin meydana geldiği saat 03.02’de İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da anıldı. Ancak 17 Ağustos’tan 6 Şubat’a uzanan acı tablo, bugün çok daha ağır bir soruyu gündemde tutuyor: Türkiye, bir sonraki büyük depreme gerçekten hazır
Türkiye, 27 yıl önce bugün karanlık bir geceye uyandı.
Takvimler 17 Ağustos 1999’u, saatler 03.02’yi gösteriyordu. Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan büyük deprem yaklaşık 45 saniye sürdü. Ancak o 45 saniyenin Türkiye’de bıraktığı iz, aradan geçen 27 yıla rağmen silinmedi.
Marmara Bölgesi başta olmak üzere geniş bir coğrafyada hissedilen deprem; Kocaeli, Sakarya, Yalova ve İstanbul’da büyük yıkıma neden oldu. Binlerce bina çöktü, aileler dağıldı, kentlerin hafızasında kapanması mümkün olmayan yaralar açıldı.
Resmi verilere göre 17 bin 480 kişi yaşamını yitirdi, 23 bin 781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 konut ile 42 bin 902 işyeri hasar gördü.
Rakamların her biri ise bir insanı, bir aileyi, yarım kalmış bir hayatı anlatıyor.
SAAT 03.02: 27 YIL SONRA AYNI ACI
Depremin 27’nci yıl dönümünde felaketin vurduğu kentlerde hayatını kaybedenler unutulmadı.
İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da düzenlenen programlarda 17 Ağustos’un acısı bir kez daha yaşandı.
Depremin merkez üssü Gölcük’te yurttaşlar gece saatlerinde bir araya geldi. Saatler 03.02’yi gösterdiğinde, 27 yıl önce hayatın bir anda değiştiği o an yeniden hatırlandı. Depremde yaşamını yitirenler anıldı.
Ağır yıkımın yaşandığı Yalova’da da yurttaşlar sahilde bulunan Deprem Anıtı’na sessiz yürüyüş gerçekleştirdi.
İstanbul Avcılar’da ise 17 Ağustos Depremi’nde yaşamını yitiren 146 kişi için anma programı düzenlendi.
Aradan geçen yıllara rağmen Marmara’nın birçok noktasında aynı görüntü vardı: Kaybedilen yakınların fotoğrafları, sessizlik ve unutulmayan bir gece…
17 AĞUSTOS TÜRKİYE’NİN DEPREM GERÇEĞİNİ DEĞİŞTİRDİ
17 Ağustos 1999 yalnızca büyük bir doğal afet değildi. Deprem, Türkiye’de kentleşmeden yapı denetimine, zemin seçiminden afet yönetimine kadar çok sayıda alandaki sorunları da bütün ağırlığıyla ortaya çıkardı.
Felaketin ardından yapı güvenliği, mühendislik hizmetleri, denetimsiz yapılaşma, zemin koşulları, toplanma alanları, arama-kurtarma kapasitesi ve afet yönetimi ülkenin en önemli tartışma başlıkları arasına girdi.
Mevzuatlar değişti, yeni düzenlemeler yapıldı, yapı denetimi konusunda adımlar atıldı.
Ancak 27 yıllık süreçte yaşanan yeni depremler, tartışmanın kapanmadığını gösterdi.
Her büyük depremden sonra aynı sorular yeniden soruldu:
Binalar güvenli mi?
Kentler depreme hazır mı?
Toplanma alanları yeterli mi?
Mevcut yapı stoku ne durumda?
Afet meydana gelmeden önce riskleri azaltmak için gereken çalışmalar yapıldı mı?
17 AĞUSTOS’TAN 6 ŞUBAT’A ACI BİR HAT
17 Ağustos’un ardından Türkiye çok sayıda yıkıcı depremle karşı karşıya kaldı.
Van, Elazığ ve İzmir’de meydana gelen depremler, yapı güvenliği ve afetlere hazırlık konusundaki eksiklikleri tekrar tekrar gündeme taşıdı.
Ancak 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli meydana gelen depremler, Türkiye’nin deprem gerçeğini bir kez daha en ağır biçimde hatırlattı.
11 ili etkileyen büyük yıkım; yalnızca yapıların dayanıklılığını değil, kent planlamasından afet öncesi hazırlığa, müdahale kapasitesinden yapı denetimine kadar bütün sistemin yeniden tartışılmasına neden oldu.
17 Ağustos’tan yaklaşık çeyrek asır sonra yaşanan 6 Şubat felaketi, “Geçmiş depremlerden yeterince ders çıkarıldı mı?” sorusunu da yeniden gündeme getirdi.
MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN KRİTİK UYARI
17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde meslek örgütleri de yapı güvenliği ve depreme dirençli kentler konusunda uyarılarını yineledi.
Uzmanların ve meslek örgütlerinin açıklamalarındaki ortak vurgu ise değişmedi:
Depremin meydana gelmesi engellenemez ancak depremin afete dönüşmesi ve ortaya çıkaracağı can kayıpları bilim, mühendislik, doğru planlama ve etkin denetimle azaltılabilir.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şubesi, depremin yıl dönümünde “Yıkmadan Yaşatmak-Deprem Güvenliği için Ortak Akıl” başlığıyla panel düzenledi.
Panelle birlikte yapıların dayanıklılığı, deprem güvenliği ve risklerin felaket meydana gelmeden önce azaltılmasının önemi yeniden gündeme taşındı.
JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ: TEHLİKE YALNIZCA DEPREM DEĞİL
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nın farklı illerdeki birimleri de 17 Ağustos’un yıl dönümü dolayısıyla açıklamalar yaptı.
Açıklamalarda kentlerin yalnızca deprem tehlikesi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekildi.
Depremin yanı sıra heyelan, kaya düşmesi, sıvılaşma ve taşkın gibi doğa kaynaklı tehlikelerin de kent planlamasının temel unsurları arasında bulunması gerektiği vurgulandı.
Meslek örgütleri, yerleşim alanlarının planlanmasında bilimsel verilerin ve mühendislik çalışmalarının esas alınması çağrısında bulundu.
İnşaat mühendislerinin açıklamalarında ise özellikle mevcut yapı stokunun güvenliği öne çıktı. Yeni yapıların güvenli inşa edilmesinin yanı sıra mevcut yapıların durumunun belirlenmesi ve riskli yapıların güvenli hale getirilmesinin hayati önem taşıdığı vurgulandı.
ASIL MÜCADELE DEPREMDEN ÖNCE
Türkiye’nin yaşadığı büyük depremlerin ardından arama-kurtarma çalışmaları, enkaz kaldırma, geçici barınma ve yeniden inşa süreçleri kamuoyunun gündemine geliyor.
Ancak uzmanların yıllardır yaptığı uyarı başka bir noktaya işaret ediyor.
Afetle mücadele, enkaz oluştuktan sonra değil, enkaz oluşmasını engelleyecek politikalarla depremden önce başlamalı.
Bunun yolu da yapı stokunun gerçek durumunun ortaya çıkarılması, riskli yapıların belirlenmesi, güçlendirme ve dönüşüm süreçlerinin bilimsel kriterlerle yürütülmesi, zemin özelliklerine uygun yapılaşma, kritik altyapının korunması ve afet planlarının uygulanabilir hale getirilmesinden geçiyor.
Çünkü depremin hangi gün ve saatte meydana geleceğini bilmek mümkün olmasa da hangi bölgelerin deprem tehlikesi altında olduğu biliniyor.
27 YIL SONRA SORU HALA AYNI
17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de başlayan 45 saniye, binlerce insanın hayatını sonsuza kadar değiştirdi.
Aradan 27 yıl geçti.
Yeni yönetmelikler hazırlandı, yapı denetimi tartışıldı, kentsel dönüşüm projeleri hayata geçirildi, afet yönetiminde yeni kurumlar ve sistemler oluşturuldu.
Ancak Van’dan Elazığ’a, İzmir’den 6 Şubat depremlerine kadar yaşanan her büyük felaket, Türkiye’nin deprem güvenliği konusunda yapması gereken daha çok şey bulunduğunu gösterdi.
Bugün 17 Ağustos’ta kaybedilen binlerce insan bir kez daha anılırken, yıl dönümünün taşıdığı anlam yalnızca geçmişi hatırlamakla sınırlı değil.
Çünkü Marmara’nın ve Türkiye’nin deprem gerçeği devam ediyor.
27 yıl önce saat 03.02’de duran zaman, bugün ülkeye aynı soruyu sormaya devam ediyor:
Bir sonraki büyük depremden sonra yine kayıpları sayıp aynı eksiklikleri konuşmamak için yapılması gerekenler ne zaman tamamlanacak?


