CEZAEVİNDEN VE DAĞDAN TOPLUMSAL YAŞAMA YENİ DÖNEMİN BÜYÜK GÜCÜ

Demokratik ve barışçıl çözüm süreci sağlıklı bir zeminde ilerler, gerekli hukuki ve siyasal güvenceler oluşursa önümüzde yeni ve önemli bir toplumsal gerçeklik ortaya çıkacaktır. Cezaevlerinde uzun yıllardır bulunan çok sayıda insanın özgürlüğüne kavuşması ve silahlı alanda bulunan kadroların bir bölümünün toplumsal ve siyasal yaşama dönmesi gündeme gelecektir.

CEZAEVİNDEN VE DAĞDAN TOPLUMSAL YAŞAMA YENİ DÖNEMİN BÜYÜK GÜCÜ

Elbette bunların hangi koşullarda ve hangi takvim içerisinde gerçekleşeceğini bugünden kesin biçimde söylemek mümkün değildir. Bu, sürecin ilerlemesine, hukuki düzenlemelere ve karşılıklı güven ortamının oluşmasına bağlıdır.

Ancak şimdiden tartışılması gereken önemli bir mesele vardır: Bu insanlar toplumsal yaşama nasıl katılacak ve sahip oldukları deneyim nasıl toplumsal bir değere dönüştürülecektir?

Burada sözünü ettiğim sorumluluk devletten çok, Kürt siyasal ve toplumsal kurumlarının kendi içerisinde geliştirmesi gereken yaklaşım üzerinedir.

Uzun yıllarını cezaevlerinde ya da dağ koşullarında geçirmiş insanların yaşadıkları yalnızca kişisel bir hayat hikâyesinden ibaret değildir. Onların önemli bir bölümü siyaset, örgütlenme, tarih, toplum, kültür ve insan ilişkileri konusunda yıllara yayılan deneyimler edinmiştir. Dolayısıyla toplumsal yaşama dönüşleri yalnızca “geri dönüş” olarak görülmemelidir.

Asıl mesele, bu birikimin toplumla yeniden buluşmasını sağlamaktır.

Çünkü bir mücadelede insan yalnızca bulunduğu yerle değil, taşıdığı düşünce, deneyim ve toplumsal ilişki kurabilme kapasitesiyle anlam kazanır. Doğru konumlanmayan bir birikim zamanla kaybolabilir; doğru konumlanan bir birikim ise toplumsal enerjiye dönüşebilir.

Bu nedenle özgürlük hareketinin ve ona yakın demokratik kurumların bugünden bu konuda düşünmesi gerektiğine inanıyorum.

Cezaevinden çıkan ya da farklı mücadele alanlarından toplumsal yaşama dönen insanların herkesin yeteneği, eğitimi, deneyimi ve isteği dikkate alınarak demokratik siyasetten yerel yönetime, kültür ve sanattan akademik çalışmalara, yazılı ve görsel medyadan diplomasiye, sivil toplumdan mahalle çalışmalarına kadar hayatın farklı alanlarında üretime katılabilmelerinin koşulları yaratılmalıdır.

Burada kastettiğim, insanlara yukarıdan görev dağıtan mekanik bir anlayış değildir. Tam tersine, kişinin özgür iradesini ve bireysel tercihlerini esas alan, toplumsal yaşama sağlıklı biçimde katılımını sağlayan demokratik bir yaklaşım olmalıdır.

Çünkü yıllarca ağır koşullar içerisinde yaşamış insanların topluma dönüşü yalnızca politik değil, aynı zamanda insani ve toplumsal bir meseledir. İnsanların aileleriyle yeniden bağ kurabilmeleri, meslek edinebilmeleri, ekonomik ve sosyal yaşamlarını oluşturabilmeleri de en az siyasal katılım kadar önemlidir.

Barış, yalnızca silahların susması değildir. Barış, savaşın içinde biçimlenmiş hayatların yeniden toplumsal hayata kavuşabilmesidir.

Eğer bu süreç doğru yönetilirse ortaya önemli bir toplumsal potansiyel çıkabilir.

Düşünün; farklı kuşaklardan binlerce insan yıllar içerisinde edindiği deneyimi bulunduğu mahallede, belediyede, demokratik kurumda, kültür merkezinde, medyada veya sivil toplum alanında toplumla paylaşabiliyor. Bu yalnızca kurumların kadro gücünü artırmaz; aynı zamanda geçmişin deneyimiyle yeni kuşakların enerjisi arasında bir köprü kurulmasını sağlar.

Böyle bir buluşma aileleri de sürecin daha güçlü bir parçası haline getirebilir. Yıllarca yakınlarının bedellerine tanıklık etmiş insanların demokratik ve toplumsal yaşama katıldığını görmek, barışa ve demokratik siyasete duyulan güveni de güçlendirebilir.

Fakat bunun için eski dönemin alışkanlıklarını yeni döneme taşımamak gerekir.

Silahlı çatışmanın koşullarında oluşmuş yöntemlerle demokratik siyasetin ve toplumsal mücadelenin ihtiyaçları aynı değildir. Yeni dönem yeni bir dil, yeni bir örgütlenme anlayışı ve yeni çalışma biçimleri gerektirir. Geçmişin deneyimini korurken geleceğin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir dönüşüm yaratmak gerekir.

Çünkü tarih yalnızca bedel ödeyenleri değil, ödenen bedeli geleceğin kazanımına dönüştürebilenleri de yazar.

Bu nedenle demokratik çözüm sürecinin önemli başlıklarından biri şimdiden şu olmalıdır:

İnsanları yalnızca özgürleştirmek değil, özgürleşen insanın bilgi, deneyim ve yeteneğinin toplumla yeniden buluşmasının koşullarını yaratmak.

Cezaevinden çıkan veya farklı mücadele alanlarından dönen insanların doğru biçimde toplumsal yaşama katılması, demokratik siyasetin güçlenmesine ve barış kültürünün toplumun en küçük hücresine kadar taşınmasına katkı sağlayabilir.

Çünkü gerçek barış, insanların yalnızca eve dönmesiyle tamamlanmaz.

Gerçek barış, dönen insanların yeniden hayata, topluma ve geleceğe katılabildiği zaman anlam kazanır.