KÜRTLER SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA GÜCÜNDEN VAZGEÇMEMELİDİR

Suriye’de yaşanan gelişmelere yalnızca bugünün dengeleri üzerinden bakmak büyük bir yanılgı olur. Çünkü Suriye hâlâ siyasal, askeri ve toplumsal açıdan yeniden şekillenme sürecindedir. İktidarlar değişebilir, ittifaklar kurulabilir, uluslararası güçlerin politikaları farklılaşabilir. Fakat bütün bu değişkenlerin içerisinde değişmemesi gereken temel gerçek, Kürt halkının kendi varlığını ve geleceğini güvence altına alma iradesidir.

KÜRTLER SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA GÜCÜNDEN VAZGEÇMEMELİDİR

Kürtler Suriye’de ağır bedeller ödedi. IŞİD’in saldırıları karşısında şehirlerini ve yaşam alanlarını savunurken binlerce insan hayatını kaybetti. Kobanê başta olmak üzere birçok yerde verilen mücadele yalnızca Kürtlerin kendi topraklarını savunması değildi; aynı zamanda bölgeyi karanlığa sürükleyen radikal yapılara karşı verilen büyük bir direnişti.

Bugün savaşın koşulları değişiyor olabilir. Ancak savaşın biçiminin değişmesi, bütün tehditlerin ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Tam da bu nedenle öz savunma ile savaş arasında doğru bir ayrım yapmak gerekir. Öz savunma, sürekli savaşmayı savunmak değildir. Öz savunma; bir toplumun yaşamını, yerleşim alanlarını ve siyasal-toplumsal kazanımlarını koruyabilecek örgütlü kapasiteye sahip olmasıdır.

Barış istemek ile savunmasız kalmak aynı şey değildir.

Kürtler elbette Suriye’nin bütün halklarıyla ortak ve demokratik bir gelecek aramalıdır. Araplarla, Süryanilerle, Ermenilerle, Türkmenlerle ve bölgede yaşayan diğer topluluklarla birlikte çoğulcu bir siyasal sistemin kurulması hedeflenmelidir. Diplomasi geliştirilmeli, müzakere kanalları açık tutulmalı ve sorunların silahla değil siyaset yoluyla çözülmesi esas alınmalıdır.

Ancak müzakere masasında güçlü olmanın koşullarından biri de toplumun kendi örgütlü iradesine sahip olmasıdır.

Bugün verilen bir siyasi söz yarın değişebilir. Bugün kurulmuş bir uluslararası ittifak yarın başka çıkarlara göre yeniden şekillenebilir. Ortadoğu’nun yakın tarihi bunun örnekleriyle doludur. Bu nedenle Kürtlerin geleceğini yalnızca başka devletlerin garantilerine veya geçici siyasi dengelere bağlaması büyük bir stratejik hata olur.

Kürtlerin en kalıcı güvencesi kendi toplumsal örgütlülüğü, siyasi iradesi ve halkını koruyabilecek kurumsal kapasitesidir.

Burada önemli olan öz savunmayı yalnızca askeri bir kavram olarak görmemektir. Bir halkın öz savunması aynı zamanda siyasi kurumlarıdır, yerel yönetimleridir, toplumsal dayanışmasıdır, dili ve kültürüdür, kadınların ve gençlerin örgütlü yaşama katılmasıdır. Toplum ne kadar örgütlü olursa geleceğine ilişkin kararların dışında bırakılması da o kadar zorlaşır.

Yeni Suriye kurulacaksa Kürtler bu yeni yapının yalnızca seyircisi değil, eşit kurucu unsurlarından biri olmalıdır.

Kürtlerin kimliğinin, dilinin, yerel yönetim hakkının ve demokratik temsilinin anayasal güvenceye kavuşması temel hedeflerden biri olmalıdır. Güvenlik meselesinin geleceği de günübirlik sözlerle değil, bütün tarafların haklarını koruyan kalıcı ve denetlenebilir bir siyasi-hukuki düzenlemeyle ele alınmalıdır.

Böyle bir güvence ortaya çıkmadan, yalnızca “artık savaş bitti” denilerek Kürtlerden yıllar içerisinde oluşturdukları savunma kapasitesini tamamen ortadan kaldırmalarını beklemek gerçekçi değildir.

Çünkü mesele silaha bağlı kalmak değil; bir daha savunmasız bırakılmamaktır.

Bununla birlikte öz savunmanın varlığı da siyasetin önüne geçirilmemelidir. Asıl amaç sonsuza kadar silahlı bir düzen yaratmak değil, silaha ihtiyaç bırakmayacak demokratik ve hukuki bir sistem kurmaktır. Güçlü siyaset, diplomasi ve toplumsal örgütlenme bu nedenle en az güvenlik kadar önemlidir.

Kürt siyaseti önümüzdeki dönemde iki alanı birlikte yürütmek zorundadır: Bir taraftan barışın, müzakerenin ve ortak yaşamın kapısını sonuna kadar açık tutarken diğer taraftan halkın güvenliğini ve kazanımlarını belirsizliğe teslim etmemelidir.

Çünkü Ortadoğu’da iyi niyet tek başına güvence değildir.

Gerçek güvence; karşılıklı hakların tanınması, demokratik kurumların oluşması, hukuki statünün güvence altına alınması ve halkların kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olabilmesidir.

Suriye Kürtleri açısından bugün temel mesele yeni bir savaş aramak değil, büyük bedellerle elde edilen kazanımların siyasal ve hukuki güvenceye dönüştürülmesidir.

Bu nedenle Kürtler masada olmalıdır.

Diplomaside güçlü olmalıdır.

Suriye’nin diğer halklarıyla ortak yaşamı savunmalıdır.

Ve kalıcı, güvenilir bir demokratik düzen kuruluncaya kadar kendi toplumunu koruyabilecek öz savunma kapasitesinden vazgeçmemelidir.

Barışı savunmak teslimiyet değildir.
Müzakere etmek güçsüzlük değildir.
Öz savunma ise savaş çağrısı değil, bir halkın geleceğini belirsizliğe bırakmama iradesidir.

BARIŞ İÇİN DİYALOG,

HAKLAR İÇİN SİYASET,

GELECEK İÇİN ÖRGÜTLÜLÜK,

GÜVENLİK İÇİN ÖZ SAVUNMA.