YENİ SÜREÇ, YENİ KUCAKLAŞMA KIRGINLIKLARI GERİDE BIRAKMA ZAMANI
Bir mücadele yalnızca bugün yanında duranlarla değil, geçmişten bugüne ona emek verenlerin bıraktığı izlerle büyür. Yıllar içerisinde görev almış, çalışmış, sorumluluk üstlenmiş, zamanını ve emeğini vermiş her insan o mücadelenin toplumsal hafızasının bir parçasıdır.
Özgürlük hareketinin uzun mücadele tarihi içerisinde de böyle binlerce insan vardır. Bir dönem kurumlarda, derneklerde, siyasette, basında, sanatta, sosyal alanda ya da farklı çalışma alanlarında sorumluluk üstlenmiş; fakat zaman içerisinde çeşitli nedenlerle aktif çalışmalardan uzaklaşmış insanlar…
Kimisi kırılmıştır, kimisi incinmiştir. Kimisi yerel örgütlenmelerde yaşadığı yanlışlıklar nedeniyle geri çekilmiş, kimisi genel çalışma tarzından rahatsız olmuş, kimisinin kafasında soru işaretleri oluşmuştur. Kimi de hayatın getirdiği koşullar nedeniyle fiziki olarak örgütlü yaşamın dışında kalmıştır.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Hareketin değerlerine, mücadelenin bedellerine ve halkın ortak değerlerine bilinçli biçimde hakaret edenlerden söz etmiyorum. Burada sözünü ettiğim insanlar; bütün kırgınlıklarına rağmen yurtseverliğini, demokratlığını ve halkına olan bağlılığını koruyan, hareketin temel değerlerine saygısızlık yapmamış insanlardır.
İşte bugün bu insanlara yeniden ulaşmanın zamanı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü barış yalnızca devletle yürütülen bir müzakere değildir. Barışın aynı zamanda toplumsal bir boyutu vardır. İnsan kendi toplumunun içinde oluşmuş kırgınlıkları da onarmalı, yıllar içerisinde birbirinden uzaklaşmış insanları yeniden birbirine yaklaştırmalıdır.
Eğer yeni bir demokratik dönemden söz ediyorsak, bu dönemin ruhu aynı zamanda kucaklaşma, dinleme ve yeniden kazanma ruhu olmalıdır.
Bunun için özel bir çalışma yürütülmelidir. Bölge bölge, şehir şehir, kurum kurum geçmişte bu mücadeleye emek vermiş insanlar belirlenmeli; kapıları çalınmalı, ziyaret edilmeli, dinlenmelidir.
İnsanlara yalnızca “geri dönün” demek yetmez.
Önce neden uzaklaştıklarını anlamak gerekir.
Bazen bir insanı yeniden kazanmanın yolu uzun konuşmalardan değil, ona “Senin emeğini unutmadık, sen hâlâ bu toplumun değerli bir parçasısın” diyebilmekten geçer.
Çünkü insan yalnızca düşünceleriyle değil, duygularıyla da yaşar. Kırgınlıkların olduğu yerde önce güveni yeniden kurmak gerekir.
Bu sorumluluk yalnızca hareketin üst düzey kadrolarına bırakılamaz. Yereldeki derneklerden kurumlara, siyasal çalışmalardan basına, sanattan sosyal medyaya kadar herkes kendi alanında sorumluluk üstlenmelidir. Geçmişte birlikte yürüdüğü insanlara ulaşmalı, onları dinlemeli ve yeniden toplumsal yaşamın içine katmanın yollarını aramalıdır.
Bu insanların içerisinde eski çalışanlar vardır. Şehit yakınları vardır. Tutsak yakınları vardır. Yıllarını bu mücadeleye vermiş, bugün ise bir kenarda sessizce duran insanlar vardır.
Hiçbirinin emeği unutulmamalıdır.
Çünkü bir hareketin büyüklüğü yalnızca yeni insanlar kazanabilmesiyle ölçülmez; bir dönem kendisiyle yürümüş fakat çeşitli nedenlerle uzaklaşmış insanlara yeniden el uzatabilme olgunluğuyla da ölçülür.
Bugün elli yıllık ağır bir çatışmanın ardından devletle demokratik ve barışçıl bir çözüm zemini aranıyorsa, aynı cesaret ve olgunluk toplumun kendi içerisinde de gösterilmelidir.
Devletle barışı konuşurken kendi insanımızla kucaklaşmayı ihmal edemeyiz.
Özellikle böylesi geçiş dönemlerinde boşluklar tehlikelidir. Kafası karışmış, kırılmış veya kendisini dışarıda hissetmiş insanlar farklı çevrelerin etkisine açık hâle gelebilir. Bunun karşılığı insanları suçlamak veya etiketlemek değildir. Tam tersine daha fazla konuşmak, daha fazla dinlemek ve daha fazla temas kurmaktır.
Çünkü dışlamak kolaydır; kazanmak emek ister.
Kırmak kolaydır; onarmak sabır ister.
Uzaklaştırmak kolaydır; yeniden aynı sofraya oturabilmek ise siyasal olduğu kadar insani bir olgunluk gerektirir.
Yeni süreç gerçekten yeni olacaksa, dili de yöntemi de yeni olmak zorundadır. “Bizimle değilsen karşımızdasın” anlayışının yerine, “Neden uzaklaştın, seni yeniden nasıl kazanabiliriz?” sorusunu koymak gerekir.
Bu hareket yıllarca büyük bedeller ödeyerek var oldu. Şimdi önündeki görevlerden biri de geçmişte bu yürüyüşe omuz vermiş insanların emeğini yeniden hatırlamak ve onları geleceğin demokratik mücadelesine katabilmektir.
Çünkü hiçbir toplumsal mücadele insanlarını geride bırakarak güçlenmez.
Barış yalnızca karşı karşıya duran güçlerin el sıkışması değildir.
Barış, kırılmış insanların yeniden birbirinin yüzüne bakabilmesidir.
Barış, unutulduğunu düşünen bir insana yeniden değerli olduğunu hissettirmektir.
Ve gerçek toplumsal barış, önce kendi toplumunun dağılmış parçalarını yeniden yan yana getirebilmektir.


