DEM Parti’den erişim engellerine tepki Ayşegül Doğan’dan “barış ve demokrasi” vurgusu

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleri ve son dönemde gerçekleştirilen operasyonlara tepki gösterdi. Yaşanan gelişmelerin Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini savunan Doğan, “Her gün toplumun bir başka kesiminin hedef alındığı, ayrışma ve kutuplaşmanın derinleştirildiği bir ortamda, barışa inanmak-inandırmak nasıl mümkün olabilir?” ifadelerini kullandı. Doğan’ın açıklaması ifade özgürlüğü ve demokratikleşme tartışmalarını yeniden gündeme taşırken, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Öcalan’a yönelik eleştiriler konusunda daha önce kullandığı sözler de yeniden dikkat çekti.

DEM Parti’den erişim engellerine tepki Ayşegül Doğan’dan “barış ve demokrasi” vurgusu

Son günlerde “Ailem Güvende” adı altında yürütülen operasyonlar ve çok sayıda sosyal medya hesabına yönelik erişim engelleri tartışılmaya devam ediyor.

Hak savunucuları, gazeteciler, yazarlar ve Barış Akademisyenleri’ne ait olduğu belirtilen bazı X hesaplarına erişimin engellenmesine DEM Parti’den tepki geldi.

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada uygulamaları eleştirerek, gelişmelerin devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerindeki olası etkilerine dikkat çekti.

“Süreci baltalamaya yönelik olduğu sonucuna varılabilir”

Doğan, son dönemde yaşanan gelişmelerin yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini, bunların aynı zamanda yürütülen siyasi süreç üzerinde de etkili olabileceğini savundu.

Doğan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Son günlerde ülkede olup bitenlere uzaktan bakan biri dahi yaşananların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni baltalamaya yönelik olduğu sonucuna varabilir.”

DEM Parti Sözcüsü, toplumsal kutuplaşmanın arttığı bir ortamda barışa yönelik güvenin tesis edilmesinin zorlaşacağını belirterek, demokratik hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Doğan: Barışa inanmak nasıl mümkün olabilir?

Doğan’ın açıklamasındaki en dikkat çekici bölüm ise barış söylemi ile ülkedeki siyasi ve toplumsal atmosfer arasında kurduğu ilişki oldu.

“Her gün toplumun bir başka kesiminin hedef alındığı, saldırıya uğradığı, ayrışma ve kutuplaşmanın derinleştirildiği bir ortamda, barışa inanmak-inandırmak nasıl mümkün olabilir?” diye soran Doğan, sürece yönelik toplumsal desteğin demokratikleşmeyle doğrudan bağlantılı olduğunu savundu.

Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sürece destek demokrasinin güçlenmesiyle mümkün hale gelir. Hak savunucularının, gazetecilerin, yazarların, Barış Akademisyenleri’nin X hesaplarının erişime kapatılması barış ve demokrasiden bahsettiğimiz bir ortamda kabul edilemez.”

Sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini ifade ve örgütlenme özgürlüğü açısından değerlendiren Doğan, söz konusu uygulamaların temel haklara yönelik ciddi bir müdahale olduğunu ileri sürdü.

“Hepimizin güvende olması ancak hukuk, demokrasi ve özgürlüklerle mümkün”

Doğan, açıklamasının devamında erişim engellerinin gazeteci, yazar, akademisyen ve hak savunucularının seslerini duyurmasını engelleyemeyeceğini belirtti.

“Yaşam hakkı savunucuları, gazeteciler, yazarlar, Barış Akademisyenleri susmaz!” diyen Doğan, güvenliğin ancak hukuk devleti ve demokratik özgürlüklerin güçlendirilmesiyle sağlanabileceğini ifade etti.

Doğan, “Hepimizin güvende olması ancak hukuk, demokrasi ve özgürlüklerle mümkün olur” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

Açıklamalar sürecin “demokratikleşme” boyutunu yeniden gündeme taşıdı

DEM Parti Sözcüsü’nün çıkışı, Barış ve Demokratik Toplum Süreci etrafında devam eden tartışmalarda demokratikleşme başlığını yeniden öne çıkardı.

DEM Parti, sürecin yalnızca siyasi temaslar ve güvenlik politikaları üzerinden değil, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı, hukuk devleti ve demokratik standartların güçlendirilmesiyle birlikte ilerlemesi gerektiğini savunuyor.

Doğan’ın son açıklamasında da bu yaklaşım belirgin şekilde öne çıktı. Parti Sözcüsü, demokratik alanın daraldığı yönündeki eleştirilerin sürdüğü bir ortamda toplumdan barış sürecine güçlü destek beklemenin güçleşeceği görüşünü dile getirdi.

Ancak tartışmanın DEM Parti açısından başka bir boyutu da bulunuyor.

Bakırhan’ın sözleri yeniden gündemde

Doğan’ın ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yaptığı vurgu, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın daha önce partiye, Kürt hareketine ve PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik eleştiriler konusunda kullandığı ifadeleri de yeniden gündeme taşıdı.

Bakırhan, Öcalan’a atfedilen “Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi ittifakı” değerlendirmesine karşı 53 Alevi yurttaş ve aydının yayımladığı “Alevi Aydınlar Bildirgesi” hakkında yaptığı açıklamada sert ifadeler kullanmıştı.

Bakırhan, bildirgeye imza atan isimlere ilişkin değerlendirmesinde şöyle konuşmuştu.

“İçinde temiz, çok dürüst, tanıdığım bazı aydın arkadaşlarımız da var. Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Yani Kürt Hareketi’ni eleştirmek, Öcalan’ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa bana kusura bakmayın o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok.”

Bakırhan’ın bu sözleri, özellikle eleştiri ve ifade özgürlüğünün sınırlarına ilişkin tartışmalara neden olmuştu.

İfade özgürlüğü tartışmasının iki farklı cephesi

Doğan’ın son açıklamasıyla Bakırhan’ın daha önce kullandığı ifadeler birlikte değerlendirildiğinde, DEM Parti açısından dikkat çekici bir tartışma başlığı ortaya çıkıyor.

Bir tarafta Doğan, sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerinin ifade ve örgütlenme özgürlüğüne müdahale olduğunu belirterek demokratik alanın genişletilmesi gerektiğini savunuyor.

Diğer tarafta ise Bakırhan’ın Öcalan ve Kürt hareketine yönelik eleştiriler konusunda kullandığı “o dündü, bugün artık onun alıcısı yok” sözleri bulunuyor.

Bu iki açıklama aynı hukuki nitelikte olmasa da siyasi açıdan ortak bir tartışma noktasında kesişiyor: Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde eleştiri, çoğulculuk ve ifade özgürlüğünün sınırları ne olacak?

Barış sürecinde kritik başlık: Demokratik güven

Doğan’ın açıklamasının işaret ettiği temel meselelerden biri de sürecin toplum nezdindeki güvenilirliği.

Barış süreçlerinin yalnızca siyasi aktörler arasındaki temaslarla değil, toplumun farklı kesimlerinin sürece duyduğu güvenle de şekillendiği dikkate alındığında, ifade özgürlüğü ve demokratik haklara ilişkin tartışmaların önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme gelmesi beklenebilir.

DEM Parti yönetimi, barış arayışı ile demokratikleşmenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini savunurken, parti yöneticilerinin eleştirel görüşlere yönelik kullandığı dil de aynı demokratik standartlar üzerinden tartışılmaya devam ediyor.

Bu çerçevede Ayşegül Doğan’ın “Barışa inanmak-inandırmak nasıl mümkün olabilir?” sorusu, yalnızca son erişim engellerine yönelik bir tepki olmanın ötesinde, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hangi demokratik zeminde ilerleyeceğine ilişkin daha kapsamlı tartışmanın da merkezine yerleşiyor