YÜZYILIN DEVRİMCİSİ ABDULLAH ÖCALAN
Evet, Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’dan bahsediyorum. Ankara’dan dört kişiyle yola çıkıp, Ortadoğu’nun orta yerinde tarihe gömülmek istenen bir halkı yeniden tarih sahnesine çıkarmak, örgütlemek ve güçlü bir siyasal irade hâline getirmek sıradan bir liderlikle açıklanabilecek bir durum değildir.
Devletin yıllarca aşiret ilişkilerini beslediği, Kürt toplumunun geri bırakıldığı ve özellikle kadının ötekileştirildiği bir toplumsal yapı içerisinde; kadına özgür bir kimlik kazandırmak, onu mücadelenin ve toplumsal değişimin öncü gücü hâline getirmek Öcalan’ın ortaya koyduğu düşüncenin en önemli yanlarından biridir.
Kadının insan yerine dahi konulmadığı, toplumsal yaşamın dışına itildiği bir coğrafyada kadını siyasetin, örgütlenmenin ve mücadelenin merkezine taşımak büyük bir zihniyet değişimidir.
Aynı zamanda bir halka özgürlük düşüncesi ve özgür bir ruh kazandırmaya çalışmak; Ortadoğu’nun ortasında yaklaşık 50 yıl boyunca dört ayrı devletin politikaları ve uluslararası güçlerin müdahaleleri arasında ayakta kalabilen bir hareket ortaya çıkarmak, bana göre Öcalan’ın öngörüsü, düşüncesi ve liderliği değerlendirilmeden anlaşılamaz.
Bu nedenle Öcalan’ı tartışırken önce ortaya çıkardığı tarihsel ve toplumsal gerçekliğe bakmak gerekir.
Öcalan’a saldırmak kolaydır. Ancak önce onun düşüncelerini anlamak, neyi neden söylediğini görmek ve yarım asırlık mücadelenin Kürt toplumunda yarattığı değişimi doğru değerlendirmek gerekir. Eleştiri elbette yapılabilir; fakat eleştiri başka, bir düşünceyi anlamadan saldırmak başkadır.
Bugün bütün yurtseverlere ve Kürt halkının geleceğini düşünenlere düşen önemli bir görev vardır: Bu birikimin etrafında güçlü bir demokratik mücadele ortaya çıkarmak ve Kürt halkının haklarını demokratik bir hukuk devleti içerisinde güvence altına alma mücadelesini en üst seviyeye taşımak.
Çünkü Öcalan’la yoldaşlık yalnızca onun adını söylemekle olmaz.
Öcalan’ın yıllarca büyük emeklerle ortaya çıkardığı siyasal ve toplumsal birikimi demokratik bir sürece taşımanın mücadelesini vermek gerekir. Barışı, demokratik siyaseti ve Kürt halkının temel haklarının güvence altına alınmasını güçlendirmek gerekir.
Öcalan’la yoldaşlık böyle olur.
Hevallik böyle olur.
Dostluk böyle olur.
Bir insan Öcalan’ın yanında olduğunu söylüyorsa bunun karşılığını sözlerinde değil, demokratik mücadele içerisindeki sorumluluğunda göstermelidir.
Öcalan’a yönelik eleştiri elbette olabilir. Fakat sürekli saldırmayı, değersizleştirmeyi ve onun ortaya çıkardığı mücadeleyi yok saymayı siyaset sananların söyledikleri de kendi siyasal tutumlarını ortaya koyar.
Asıl mesele Öcalan’ı yalnızca savunmak değil; ortaya koyduğu mücadeleyi anlayarak Kürt halkının haklarının güvence altına alındığı demokratik bir geleceğin kurulması için mücadeleyi büyütmektir.
Yoldaşlığın da, hevalliğin de, dostluğun da gerçek ölçüsü budur.


