KÜRT SORUNU VE ABDULLAH ÖCALAN
Kürt hareketinin oluşumuna kadar geçen tarihsel süreçte çok sayıda Kürt isyanı yaşandı. Bu isyanların hemen hemen hepsi bastırıldı; önderleri asıldı, öldürüldü ya da sürgün edildi. “Kürdistan hayali buraya gömülmüştür” denilerek Kürtlerin tarih sahnesinden silinmek istendi. Ancak geçmişte yaşanan bu isyanların önemli bir eksikliği vardı: Çoğu yöresel kaldı, Kürdistan’ın dört parçasına aynı anda hitap eden örgütlü ve ortak bir harekete dönüşemedi. Bu nedenle her isyan kendi bölgesinde bastırıldı ve sona erdirildi.
.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya çıkışıyla birlikte ise daha farklı bir dönem başladı. Daha örgütlü, daha politik, daha ideolojik ve Kürdistan’ın dört parçasına hitap etmeyi amaçlayan bir hareket ortaya çıktı. Bu hareketin oluşumunda ve gelişiminde Abdullah Öcalan’ın öncülüğü belirleyici olmuştur.
Bugün kim ne söylerse söylesin, Abdullah Öcalan’ın bu hareket içerisindeki liderlik pozisyonu tartışılmaz bir gerçekliktir.
Bir grup arkadaşıyla Ankara’dan yola çıkıp Ortadoğu’ya açılmak, orada güçlü bir Kürt hareketi oluşturmak, hareketi örgütlemek ve Ortadoğu’da önemli bir siyasal güç haline getirmek her yiğidin harcı değildir.
Ortadoğu’yu okumak, dünyadaki gelişmeleri takip etmek, değişen koşullara göre yeni stratejiler geliştirmek ve hareketi sürekli yenileyebilmek güçlü bir siyasal öngörü gerektirir.
Bunun yanında kadınları yalnızca hareketin içerisinde yer alan insanlar olmaktan çıkarıp örgütlü mücadelenin öncü güçlerinden biri haline getirmek de Kürt hareketinin geçirdiği önemli dönüşümlerden biridir.
Bütün bunların merkezinde Abdullah Öcalan’ın liderlik pozisyonu bulunmaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketi ortaya çıktığı günden bugüne kadar hem hareketin kendisine hem de Abdullah Öcalan’a yönelik çok sayıda saldırı, baskı ve uluslararası girişim yaşandı. Fakat hareket her kritik dönemde kendisini yeniden örgütlemeyi, yeni stratejiler geliştirmeyi ve varlığını sürdürmeyi başardı.
Kürtlerin bugün dünya siyasetinde adından söz ettiren bir halk haline gelmesi bile başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Bugün yalnızca Kürdistan’ın dört parçasında değil, Kürtlerin yaşadığı dünyanın birçok ülkesinde kurumları, dernekleri, siyasi ve toplumsal örgütlenmeleri bulunan büyük bir yapıdan söz ediyoruz.
Bir çağrısıyla milyonlarca insanı harekete geçirebilen, kadınların toplumsal ve siyasal mücadelede öncü rol üstlenmesini sağlayan ve dünyanın birçok bölgesindeki Kürtleri aynı siyasal tartışmanın içerisine çekebilen bir liderlik gerçekliği vardır.
İşte Abdullah Öcalan’a yönelik saldırıların önemli nedenlerinden biri de bana göre burada aranmalıdır.
Bazıları meseleyi yalnızca Öcalan ile Türkiye devleti arasındaki bir çatışma olarak göstermeye çalışıyor. Oysa Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş tarihsel ve coğrafi gerçekliği düşünüldüğünde mesele bundan çok daha geniştir.
Dört ayrı devletin sınırları içerisinde yaşayan Kürtleri etkileyen bir hareket oluşturmak, bu hareketi Ortadoğu’nun son derece karmaşık dengeleri içerisinde ayakta tutmak ve uluslararası müdahalelere rağmen örgütlü bir güç haline getirmek küçümsenecek bir durum değildir.
Tam tersine, bunun nasıl gerçekleştirildiğinin ciddi biçimde incelenmesi gerekir.
Çünkü Ortadoğu sıradan bir coğrafya değildir. Devletlerin, bölgesel güçlerin ve uluslararası aktörlerin sürekli müdahalelerde bulunduğu; savaşların, ittifakların ve dengelerin sürekli değiştiği bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Eğer aynı mücadele dünyanın başka bir coğrafyasında verilmiş olsaydı belki çok daha farklı sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Fakat Ortadoğu’nun tam merkezinde, sürekli savaşların ve müdahalelerin yaşandığı bir ortamda Kürtleri örgütlü hale getirmek, kurumlaştırmak ve dünya kamuoyunda görünür bir noktaya taşımak bile başlı başına tarihsel bir gelişmedir.
Abdullah Öcalan’a yönelik saldırıları da bu gerçeklikten bağımsız değerlendirmiyorum.
Yıllardır farklı çevrelerden Öcalan’a ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik ağır saldırılar yapılıyor. İnternet ve sosyal medya üzerinden bütün siyasal varlığını Öcalan karşıtlığı üzerine kuran çevreler de bulunuyor.
Fakat kişisel saldırılarla tarihsel gerçeklik ortadan kaldırılamaz.
Bir lideri eleştirebilirsiniz. Düşüncelerine katılmayabilirsiniz. İzlediği siyaseti tartışabilirsiniz. Bunların hepsi siyasetin doğasında vardır.
Ancak Abdullah Öcalan’ın Kürt hareketinin ortaya çıkışındaki, örgütlenmesindeki ve bugünkü noktaya gelmesindeki belirleyici liderlik rolünü yok sayarak Kürt hareketinin son yarım yüzyıllık tarihini açıklamak mümkün değildir.
Asıl görülmesi gereken gerçeklik budur.
Abdullah Öcalan’ın arkadaşlarına, örgütüne ve halkına olan bağlılığı; değişen dünya koşullarını okuyarak hareketin düşüncesini ve stratejisini yenileme çabası, onun liderlik pozisyonunun temelini oluşturmuştur.
Kürtlerin bugün geldiği noktayı değerlendirirken içinde bulundukları coğrafyayı da unutmamak gerekir.
Ortadoğu’nun merkezinde, herkesin müdahale ettiği, savaşların ve çıkar çatışmalarının eksik olmadığı bir coğrafyada bir halkı örgütlü hale getirmek, kurumlaştırmak ve dünya arenasında görünür kılmak küçümsenecek bir gelişme değildir.
Bunu kabul eden de etmeyen de olabilir.
Fakat Abdullah Öcalan’ın Kürt siyasal hareketindeki liderlik gerçekliği, yalnızca ona yönelik saldırılarla ortadan kaldırılabilecek bir gerçeklik değildir.
Çünkü liderlik yalnızca bir isim ya da makam değildir.
Liderlik; düşünce üretmek, örgütlemek, zor dönemlerde yön göstermek, değişen koşulları okuyabilmek ve arkasından milyonlarca insanı harekete geçirebilmektir.
Bu nedenle Abdullah Öcalan’ın adı ve liderliği, kendisini önder olarak kabul eden Kürtler açısından güçlü bir karşılığa sahiptir.
Ve Kürtler yaşadığı, örgütlü mücadelesini ve kendi tarihsel hafızasını koruduğu sürece meydanlarda yükselen:
“Bijî Serok Apo”
sloganı da bu siyasal ve toplumsal gerçekliğin bir ifadesi olarak varlığını sürdürecektir.


