DARICA’DA BİR ANI TAŞLARIN ARASINDA SAKLANAN HAFIZA

Çocukluğumda Darıca’da kuzuları otlattığım bir gün, bir keçi yavrusunun taşların arasında bir şey çekiştirdiğini gördüm. Biz o taşlık yerlere “seç” derdik. Küçüktüm; önce ne yaptığını anlayamadım. Oradan uzaklaşıp otlaması için keçiyi kovalamaya çalıştım. Fakat o, ısrarla taşların arasındaki bir naylonu çekiyordu. Bu ısrar bende merak uyandırdı. Eğildim, taşları yavaş yavaş kenara çekmeye başladım. Altlarından birkaç kat naylona sarılmış küçük bir halı çıktı. Naylonları açtığımda halının üzerinde İbrahim Kaypakkaya’nın resmini gördüm.

DARICA’DA BİR ANI TAŞLARIN ARASINDA SAKLANAN HAFIZA

O an büyük bir heyecan duydum. Taşların arasından çıkan bu resmin oraya neden konulduğunu, kim tarafından saklandığını bilmiyordum. Halıyı alıp heyecanla eve götürdüm. Büyüklerime nerede ve nasıl bulduğumu anlattım.

Onlardan öğrendiğime göre bu halı, jandarmanın ev baskınları sırasında bulunmasın diye oraya saklanmıştı. Bunu duyunca heyecanıma derin bir üzüntü karıştı. Çocuk aklımla, insanların bir resmi neden evlerinde tutamadıklarını anlamaya çalışıyordum. Bir insanın yüzünü taşıyan halı neden naylonlara sarılıp taşların arasına gizlenmek zorundaydı?

Yıllar geçtikçe o günün anlamını daha iyi kavradım. Baskı, insanın hayatına bazen böyle giriyordu: Sevdiği bir insanın resmini duvarından indirtiyor, kendi hatırasını saklamasına neden oluyordu. Korku, evin içine kadar uzanıyor; insanların neyi gösterebileceğine, neyi gizlemek zorunda kalacağına hükmediyordu.

Ama o halının saklanmasında başka bir anlam daha vardı. Onu oraya koyan kişi, bütün korkusuna rağmen atmaya kıyamamıştı. Naylonlara sarıp korumuş, taşların arasına yerleştirmişti. Belki yeniden çıkaracağı bir günü beklemişti. Ben bugün o davranışta, insanın bağlılığını koruma çabasını görüyorum. Bazen dayanışma, sessizce saklanan bir hatırada da yaşamaya devam eder.

Ben o gün, kuzuları otlatırken geçmişin henüz kapanmamış bir sayfasıyla karşılaştım. Büyüklerin yaşadığı korku, bağlılık ve mücadele, bir çocuğun ellerine küçük bir halı olarak ulaştı. O karşılaşma, olaylara bakışımı etkiledi; devrimcilere ve onların mücadelesine duyduğum yakınlığın gelişmesinde hayatım boyunca unutamadığım bir yer edindi.

Şimdi düşünüyorum da toplumsal hafıza, yalnızca kitaplarda ve arşivlerde yaşamıyor. Evlerde, eşyalarda, büyüklerin anlattıklarında ve bazen taşların arasında bekliyor. Bir çocuk onu bulduğunda, geçmiş yeni bir insanın hayatına dokunuyor.

Darıca’da yaşadığım bu anı benim için böyle bir karşılaşmaydı. Küçük yaşta her yönünü anlayamadığım, fakat yıllar boyunca anlamı büyüyen bir olaydı. Bana, insanların neden korktuğunu sorgulamayı ve korkuya rağmen neye sahip çıktıklarını görmeyi öğretti.

O gün taşları kaldırırken, bir halıyla birlikte insanların saklamak zorunda kaldığı bir hatırayı da gün ışığına çıkarmıştım. O hatıra, benim hafızamın bir parçası oldu.