HEPİMİZ KONUŞURKEN

Bir sofraya oturuyoruz, herkesin söyleyecek sözü var. Daha ilk cümle bitmeden bir başkası giriyor araya; çay soğuyor, kimse kimseyi duymuyor. Hepimiz anlaşılmak istiyoruz, anlamaya ayırdığımız vakit az. Birinin derdi açılınca kendi derdimizi anlatıyoruz; karşımızdaki susunca da “Ne sessizsin,” diyoruz.

HEPİMİZ KONUŞURKEN

Egolarımız büyümüş,
aynı masaya sığamıyoruz.
Bir başarıyı kutlamak bile
ağır geliyor bazen;
birinin ışığı yansa
kendi payımıza karanlık düşecek sanıyoruz.

Kimin nasıl yaşayacağına,
ne giyeceğine, kimi seveceğine
söyleyecek sözümüz hazır.
Ama kendi kapımızın önünde
biriken kırgınlıklara
bakmayı erteliyoruz.

Bir itiraza öfkeleniyor,
bir eleştiride dost siliyoruz.
Yanıldığımızı fark etsek de
geri dönmek zor geliyor;
özür dileyeceğimiz yerde
sesimizi yükseltiyoruz.

Böyle böyle çoğalıyor
her sözü kendine döndüren insanlar.
Kalabalıklar içinde
herkes kendi sesine tutulmuş;
birbirimize ayırdığımız yerde
yalnızca yankımız var.

Oysa biri konuşurken
cevabımızı hazırlamasak,
bir gün de sonuna kadar dinlesek…
Belki bunca yıldır kızdığımız insanın
hangi yükün altında
eğildiğini göreceğiz.

Biraz yer açalım birbirimize.
Her sözü kazanmak zorunda değiliz.
Bir sofradan kalkarken
son cümle bizim olmasın;
yeter ki kimse
sözünü içine gömüp gitmesin.