İnsanlığa karşı suç: Zorla kaybedilme
BM kararında, zorla kaybetmelerin uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olduğunun altı çiziliyor. Bu suçun, sadece kaybolan kişiye değil, aynı zamanda ailesine ve topluma karşı işlendiği vurgulanıyor. Zira kaybolan beden, aynı zamanda kaybolan bir adalet, kaybolan bir hafıza ve kaybolan bir gelecek anlamına geliyor.
Türkiye’de Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi
Türkiye’de bu günün en güçlü sembolü, 1995’ten bu yana Galatasaray Meydanı’nda kayıplarını arayan Cumartesi Anneleri. Gözaltında kaybedilen evlatlarının, eşlerinin, babalarının akıbetini öğrenmek için her hafta meydanda oturan aileler, yıllardır “Failler yargılansın, kayıplar bulunsun” diyor.
Cumartesi Anneleri’nin sembolleşen sözüyle:
“Her gün Cumartesi, her yer Galatasaray.”
Yıllardır süren bu sessiz direniş, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en uzun soluklu hak ve adalet mücadelelerinden biri olarak tarihe geçti.
Dünya genelinde anmalar
Latin Amerika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Ortadoğu’ya kadar birçok ülkede de benzer hikâyeler var. Arjantin’de “Plaza de Mayo Anneleri”, Sri Lanka’da kayıp yakınları, Lübnan’da savaşta kaybedilenlerin aileleri… Hepsi aynı soruyu soruyor:
“Sevdiklerimiz nerede?”
Bu ortak acı, 30 Ağustos’u sadece bir anma günü değil, aynı zamanda uluslararası dayanışmanın ve hesap sorma çağrısının günü haline getiriyor.
Adalet talebi devam ediyor
Her yıl bu tarihte BM, insan hakları örgütleri ve kayıp yakınları, devletlere şu çağrıyı yineliyor:
• Kayıpların akıbeti açıklansın,
• Toplu mezarlar açılsın,
• Failler cezasız kalmasın,
• Zorla kaybetmeler bir daha asla yaşanmasın.
Bitmeyen soru: “Nerede?”
Zorla kaybedilenlerin geride bıraktığı en güçlü miras, yakınlarının bitmeyen arayışı. Onlar için 30 Ağustos, yalnızca bir tarih değil; umutla, direnişle ve adaletle yazılan bir gün.